<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358</id><updated>2011-04-21T16:22:34.348-07:00</updated><category term='psikiyatri uzmanı'/><category term='psikiyatrist'/><title type='text'>Psikiyatri Uzmanı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>54</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-642850797454804779</id><published>2008-06-29T04:35:00.000-07:00</published><updated>2008-06-29T04:37:22.242-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri uzmanı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatrist'/><title type='text'>Psikiyatri Uzmanı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.gonulerdal.com/" title="Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL" target="_blank"&gt;Psikiyatri Uzmanı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gonulerdal.com/dr-gonul-erdal-kimdir"&gt;Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL kimdir?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-642850797454804779?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/642850797454804779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=642850797454804779' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/642850797454804779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/642850797454804779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/psikiyatri-uzman.html' title='Psikiyatri Uzmanı'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7169583786176921850</id><published>2008-06-29T04:21:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:21:30.581-07:00</updated><title type='text'>erşeye Rağmen Yaşamak;Beethoven</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;erşeye Rağmen Yaşamak;Beethoven &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;  Babası Bonn Prensliği Sarayı müzik görevlisi, annesi ise saray aşçısının        kızı idi. Babası evi saraydaki görevinin dışında, soyluların çocuklarına        müzik dersleri vermekle geçindirir, geri kalan zamanlarında aşırı içki        içerek, çekilmez bir hale gelirmiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;  Beethoven’ın babası ondaki müzik yeteneğini 4 yaşında iken farkederek,        onu eğitmeye başlamış. Ancak bu eğitim normal bir eğitimin sınırlarını        aşan bir işkence haline gelmiş. Bazen kendisi gibi müzikle uğraşan        dostlarını da yanına alarak, içkili bir şekilde eve gelir, küçük        Beethoven’ı yatağından kaldırarak, klavsen başına oturtarak, ağlamasına        bakmadan, sabaha dek çalıştırırmış. Bu şekilde baba, kendisinin        sağlayamadığı maddi ve manevi olanaklara oğlunun sahip olması için onu        yarış atı haline getiriyormuş. Küçük bedeninin uykusuzluktan ve aşırı        çalışmasından yorgun düşerek yanlış çaldığında babası dövmeye başlar,        ancak başarılı olduğunda övgü almazmış. Bu şekilde ürkek,içe dönük,        utangaç bir çocuk haline gelmiş. Çocukluğunu yaşayamadığından, hiç        arkadaşı olmamış. İlkokul bitiminde babası onun okul eğitimini yeterli        görerek, okul eğitimini sona erdirmiş. Çocuğunun sırtından para kazanmayı        hesap eden babası, onu sekiz yaşında ilk kez halk karşısına piyano çalmak        üzere çıkarmış. 9 yaşında iken Bonn’a gelen Neefe adlı saygın bir müzisyen        onu özel öğrencilerinden biri olarak kabul etmiş. İlk yapıtını onbir        yaşında yazmış. 14 yaşında saray ikinci organisti olmuş,saray Tiyatrosu        orkestrasında viyola grubuna katılmış. Hocası olan Neefe öğrencisine        öğretecek daha fazla bir şey olmadığını düşünerek, onun 17 yaşındayken        Mozart’tan ders alması amacı ile Viyana’ya gönderilmesini sağlamış, ancak        kısa süre sonra annesinin ağır hastalığı nedeniyle tekrar Bonn’a dönmek        zorunda kalmış. Annesinin ölümü sonrası, alkolik babasının tedavisi ve iki        kardeşinin bakımını da üstlenmek zorunda kalmış. 22 yaşındayken tekrar        Viyana’ya gönderilen Beethoven, Mozart bir yıl önce öldüğünden Haydn’dan        ders almış. Otuzlu yaşlarında işitme sorunu başlayan besteci, yavaş yavaş        toplumdan uzaklaşmaya başlar, hatta bu nedenle intiharı bile düşünür.        Piyano resitalleri vermekten çekinir ve eserleri azalmaya başlar. Artık        sadece kendisi için eserler yazmaktadır. Bu dönemde beste çalışmaları        sırasında, notaları hissedebilmek için, bir çubuğu ağzında tutarak ,        piyano üzerine koyuyor ve ses titreşimlerini hissedebiliyordu. İlerleyen        hastalığı kendisini hırçın, uykusuz, iştahsız, kendine özen göstermeyen,        takınaklı, sokaklarda sıkıtı içinde yürür bir hale getirmiş. Hatta bu        şekilde serseri zannedilerek polisçe hapse bile atılmış. Bir eleştirmene        “bunlar senin için değil, daha sonraki bir çağ içindir” şeklinde cevap        verdiği söylenir. İşitme sorununun artmasına karşın, bu son dönemde        yazdıkları, eski bestelerinin düzeyini geçmiştir. 51 yaşında sarılık ve        sonrasında siroza yakalanmış. 57 yaşında bu hastalıktan öldüğünde,        cenazesine ünlü besteci Schubert de aralarında olmak üzere çok sayıda kişi        katılmış. Eserleriyle enstrümantal müziğin önemini göstermiş,orkestra        boyutlarını eskisine göre arttırmış, piyanonun orkestradaki önemini ve        farklı özelliklerini gözler önüne sermişti. Ünlü 5. senfonisi (Kader        Senfonisi olarak da bilinmektedir) ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra        patlayan II.Dünya Savaşı’nda Nazi baskısı altına giren ülkelerin        yaptıklarına direniş amacıyla, sokaktaki adam tarafından ağızdan ağıza        ıslıklar halinde söylenmekteymiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;  Çocuklarınızdan sizin yapamadıklarınızı beklememelisiniz. Çocukların        çocukluklarını yaşamaları, gerekli sevgiyi ve anlayışı hissedebilmeleri,        yaşıtları ile arkadaşlık kurabilmeleri sağlanmalıdır. Eğitim sevgi ile        verilmezse, ileride kendisini depresyonlar ve vücut direncinin düşüşü ile        başka ağır vücutsal hastalıklar ile kişiyi sağlıksız ve mutsuz hale        getirir. Çocuklarınızı sınav kazansın ya da başka olanaklara kavuşsun diye        yarış atı haline getirmeyin. Çocuklar bu dönemlerini uygun bir şekilde        yaşayamazlarsa, daha sonraki kişilik gelişim evreleri yetersiz bir zemin        üzerinde inşa edildiğinden, sonraki aşamalarda da sorunlar yaşar; kişilik        sorunları, depresif bozukluklar, kaygı bozuklukları gelişebilir ve sosyal        olarak sorunlu bireyler haline gelebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;  Herkes ister doktor , ister öğretmen olsun, görevlerini becerilerinin üst        sınırına dek yerine getirmeli, belli bir yerden sonra verebilecekleri        başka bir şey kalmadığında , daha üst düzeyde bilgiye sahip kişilere bu        görevlerini devretmelidirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;  Vücutça herhangi bir hastalığa ya da sakatlığa sahip olmak, kişinin        üretkenliğine engel olmamalıdır. Hiç kimse mükemmel değildir.        Sakatlıkların arkasına sığınarak, hayata küsmek, insanlık görevini        yapmamakla eşdeğerdir. Herkesin ne durumda olursa olsun, kendisinden        sonrakilere örnek olmak için mutlaka yapabilecekleri çok şey vardır.        Hepinize bizden daha azimli,daha üretken, daha mutlu, daha yardımsever        insanlar yetiştirmeniz dileklerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7169583786176921850?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7169583786176921850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7169583786176921850' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7169583786176921850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7169583786176921850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ereye-ramen-yaamakbeethoven.html' title='erşeye Rağmen Yaşamak;Beethoven'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3089228296537273229</id><published>2008-06-29T04:19:00.000-07:00</published><updated>2008-06-29T04:20:30.129-07:00</updated><title type='text'>ÜVEY ANNE EFSANESİ</title><content type='html'>&lt;p style="margin-left: 12px;" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;br /&gt;ÜVEY ANNE EFSANESİ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-left: 12px;" align="justify"&gt;Bir gün anne ölür ya da evi terk  eder. Ve yine bir gün eve yeni bir anne gelir: Üvey anne. O gün bütün eşyalar, o  eşyalara dokunan el yüzünden soluklaşır. "Üvey" olan, "öz" olanı sildikçe,  çocukta silinmeyen izler bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlâ kim olduğunu bilmiyoruz üvey annenin. "Üvey" ve "anne" kelimelerinin zoraki  yanyana gelip durmasından değil. Yeni çocukla, yeni anne arasında babanın  aracılığıyla kurulan gergin ilişkiden de değil. Çocuğun "öz" olandan kalma  büyülü dokunuşların yerine başka bir dokunuşu koyamamasındandır bu. Bir de,  kimsenin "öz" olan gibi dokunamamasından belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekirge ve Bakım, toplumun üvey anneye bakışındaki ön yargıları, üvey annenin  içinde bulunduğu zorlukları, üvey çocuğun ve babanın duygularını sorgulayıp  çözümlüyor bu kitapta. "Üvey Anne Efsanesi" çocuk ve anne arasındaki ilişkiyi  şablonların dışında tartışıyor.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3089228296537273229?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3089228296537273229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3089228296537273229' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3089228296537273229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3089228296537273229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/vey-anne-efsanesi.html' title='ÜVEY ANNE EFSANESİ'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-973425189013818137</id><published>2008-06-29T04:18:00.008-07:00</published><updated>2008-06-29T04:19:29.468-07:00</updated><title type='text'>Travma Stres Bozukluğu</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;Travma Stres Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;Ruhsal travma nedir ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    Bilindiği gibi travma canlı üzerinde beden ve ruh acısından önemli ve        etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır.        Ruhsal travma kapsamına fiziksel ve duygusal tacizler (dövülme,gasp        olayları,çocukluk cağından beri süregelen sevgisiz ortam, sağlık,eğitim        ,barınma ve beslenme gereksinmelerinin karşılanamaması gibi), cinsel        tacizler, doğal afetler (deprem, sel, fırtına , gibi),yangınlar , trafik        kazaları, savaşlar ,çatışmalardan etkilenmek girmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    Ruhsal bir travmayı izleyerek bazı kişilerde önce akut stres bozukluğu        bazı kişilerde de bunun sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ya da        diğer adi ile post travma tik stres bozukluğu dediğimiz bir durum        gelişebilmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;Akut stres bozukluğu nedir? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    Travma oluşumundan sonraki ilk 1 aylık sure içinde gözlenir. Kişi        aşağıdaki iki belirtinin olduğu travma tik bir yaşantıdan geçmiştir:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    A-&lt;br /&gt;    1) Gerçek bir hayat kaybı,olum ya da olum tehdidi, ağır bir yaralanma ya        da kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit        olayını yasamış, tanık olmuştur.&lt;br /&gt;    2) Kişi aşırı korku,çaresizlik ya da dehşete düşme seklinde tepkiler        göstermiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    B-Kişi bu olayı yasarken ya da yasadıktan sonra dissosiyatif belirtiler        dediğimiz aşağıdaki belirtilerden en az ucunu yasamıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    1)Uyuşukluk, dalgınlık,duygusal tepkisizlik,donukluk hiç birsek        hissetmiyorum, ne ağlamak ne gülmek geliyor içimden sadece bir noktaya        bakıp,dalıyorum&lt;br /&gt;    2)Çevrede olup,bitenlerin farkına varma halinde azalma etrafımdan        habersizim,kim geldi,kim gitti,kim ne dedi bilmiyorum&lt;br /&gt;    3)Çevreyi olduğundan farklı,yabancı,değişik algılama (derealizasyon)        burası sanki benim odam,yatağım değil,sanki boşluktayım,yasadıklarım        gerçek değil&lt;br /&gt;    4)Kendini olduğundan farklı ,yabancı algılama (depersonalizasyon) “sanki        kendimi dışarıdan izliyorum,ellerim sanki benim ellerim değil,&lt;br /&gt;    5) Dissosiyatif amnezi dediğimiz ,travma öncesi,esnası veya sonrasına ait        olayları hatırlayamama ne olduğunu,ne yaptığımı bilmiyorum,kimlerle        konuşmuşum,nerelerden geçmişim bilmiyorum, bir de baktım buradayım hatta        simdi neredeyim bilmiyorum&lt;br /&gt;    C- Travma tik olayın kişinin gözünün önüne tekrar gelmesi, ister istemez        düşünmesi,rüyalarda görülmesi, kabuslar,illüzyonlar (nesneleri korkutucu        bir şekilde travmayla ilgili nesnelere benzetme,kalemleri bıçak gibi        algılama seklinde), flashback dediğimiz sanki o olayı tekrar ayni şekilde        yasıyor gibi hissetme hali,olayı hatırlatan şeylerle karsılaşınca kaygı        duyma (TV.de seyredilen deprem görüntülerinde, çatışma ve savaş        sahnelerinde fenalık hissetme,travma tik olayın yıl dönümlerinde        huzursuzluk hisleri)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    D- Travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları        düşünmek,konuşmak,o duyguları hissetmek,o olayın benzeri etkinlikler,        yerler ve kişilerden uzak durma)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    E- Aşırı uyarılmışlık hali (uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekme,        huzursuz bir şekilde dolaşma, bir noktaya,konuya dikkatini verememe, en        ufak bir sesten irkilme,yerinde duramama gibi)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;    Bu belirtiler kişide belirgin bir kaygıya yol açıp,toplum içinde, is        yaşantısı, genel uğraşlarında belirgin bir bozulmaya yol açmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-973425189013818137?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/973425189013818137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=973425189013818137' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/973425189013818137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/973425189013818137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/travma-stres-bozukluu.html' title='Travma Stres Bozukluğu'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-64304770930073697</id><published>2008-06-29T04:18:00.007-07:00</published><updated>2008-06-29T04:18:46.559-07:00</updated><title type='text'>Tik bozuklukları:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt; Tik bozuklukları: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum istemsiz, belirli bir tarzda,hızlı ve tekrarlayıcı hareket ya da ses  çıkarma durumudur. Süresi genellikle 1 saniyeyi geçmemektedir. Bu duruma direnç  gösterilemez gibi hissedilir. Tik davranışının vücutta görülen yeri ( kaş, göz,  omuzda oluşması gibi) , sıklığı ve zorlayıcılığı, çeşitli zamanlarda  değişebildiği gibi, topluluk içinde olma ya da tek başına bulunmaya göre  değişebilmektedir. Tikler tek bir bölgede veya birden fazla bölgede ya da  organda hissedilebilir. Tik davranışının yapılması ile birlikte geçici bir  rahatlama elde edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tik davranışlarını arttıran etmenler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun stres durumları, kaygı düzeyinin arttığı haller, bitkin düşmek, can  sıkıntısı hissetmek, kişi için önemli bir olaya katılmak , başkaları önünde  aktif bir eylemde bulunmak( söz almak, bir toplantıya katılmak gibi)  durumlarında artış gösterebilmektedir. Alkol alımı, kişiyi keyifle oyalayabilen  bir aktivite ( kitap okumak, tv. seyretmek gibi) dinlenme esnasında  azalabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tik bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğuna neden olan kalıtsal hastalıklar arasında Tourette sendromu,  Huntington hastalığı, torsiyon distonisi, ve nöroakantozis sayılabilir. Ayrıca  ensefalit, Sydenham koresi, ilerleyici bir hastalık olan Creutzfeldt-Jacob  sendromu da tik sebepleri arasındadır. Epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde  kullanılan ilaçlar, L-dopa, bazı stimulan ilaçlar da bu tür bir duruma yol  açabilirler. Karbon monoksit zehirlenmeleri, kafa travmaları, bazı kromozom  bozuklukları, zeka geriliği de tik davranışlarını oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit hareketsel tikler: Bazı kas gruplarının hızlı, belli bir anlam içermeyen  ve tekrarlayıcı bir şekilde kasılması durumudur. En çok sırasıyla gözde,  kafagenelinde, omuz , ağız ve el bölgesinde görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmaşık hareketsel tikler: basit şekle göre daha yavaş, daha amaçlı gibi  görünen ve daha çok kas grubunu içine alan tiklerdir. En çok kendi vücuduna veya  başkasına dokunma ya da vurma, zıplama, kendi ellerini ya da nesneleri koklama  şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareketsel tikler işlev açısından birbiri ile zıt etkili kasların aynı anda  birlikte kasılması ile oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit sese dayalı tikler: Hece şeklinde olmayan sesler çıkartmaktır. Boğazını  ısrarla temizleme, burun çekme, öksürme, bağırma, havlar gibi ses çıkarma  bunlara örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmaşık sese dayalı tikler: Daha anlaşılabilir,hecelere dayanan sözcükler,  cümleler i tekrarlamak şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tik bozukluğunun başlangıç ve ilerleyen dönem özellikleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir.  Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş  civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır. Onu izleyerek  kol ve bacakta yerleşik tikler ,daha nadiren de sese dayalı tikler başlangıç  tikleri olmaktadır. Küfür etme şeklindeki tikler (koprolali) de daha nadir  başlangıç yakınmasıdır. Başlangıçta % 2-3 oranında görülen koprolali ilerleyen  dönemlerde % 2-30’lara dek çıkabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde  tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş  olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik  bozukluğu belirtilerini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada  görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve  benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan  kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise  azalmış bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavileri yanında terapi ile başarı sağlanmaktadır..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-64304770930073697?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/64304770930073697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=64304770930073697' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/64304770930073697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/64304770930073697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/tik-bozukluklar.html' title='Tik bozuklukları:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-8144852492723759460</id><published>2008-06-29T04:18:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:18:35.518-07:00</updated><title type='text'>Şizofreni Nedir?</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="text-transform: uppercase;"&gt;       &lt;span style="font-family:Arial;color:#1e87fb;"&gt;Şizofreni Nedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;       Kişide en az bir aylık sure içinde aşağıdaki belirtilerden en az ikisinin        varlığı ( sanrılar; varsanilar; konuşma özellikleri ve kalitesinde        bozulma; aşırı ölçüde garip ve anlamsız şekilde dağılmış davranışlar;        negatif belirtiler dediğimiz duygusal yüz ifadelerinde azalma, düşünce ve        fikir üretimi ve yapısının kısırlaşması,enerji ve bir şeyler yapmaya        hevessizlik hali)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu durumdaki kişide hastalığın sureci içinde sosyal, mesleki, ailesel        ilişkilerinde ve kendine bakim gibi alanlarda belirgin bozulmalar oluşur.        Bu belirtiler en az 6 ay suredir var olmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Varsani nedir?&lt;/span&gt;:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Olmayan bir takım uyaranlari var gibi algilama durumudur. Bu hastalikta en        cok isitsel varsanilar (kendisi ile konusan sesler, gürültüler duyma gibi)        bulunmaktadır. Ayrıca görsel varsanilar (duvarda çizgiler, kendine bakan        yüzler, yaratıklar görme gibi); koku varsaniları (iyi ye da kotu ama        başkasının duymadığı kokular duyma); dokunma varsaniları (vücudunda bir        şeyler geziyor gibi hisler); vücutsal varsanilar (beden yapısının,        bölgelerinin değiştiği seklinde) olabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Sanrı nedir?:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastanın sabit bir fikir ile bağlandığı, aksi yöndeki söylemlere karşın        ikna edilemeyen ve mümkün olmayacak derecede içeriğe sahip olan yanlış        inançlardır. Başlıca tipleri arasında kötülük görme ( persekusyon ),        üzerine alınma (etrafındaki her olayın kendisi ile ilişkili olduğu        seklindeki referans sanrıları); kontrol edilme; düşünce sokulması,        çekilmesi ya da yayınlanması; dini sanrılar; vücutsal; suçluluk -        günahkarlık ve büyüklük sanrıları sayılabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Şizofreni türleri:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Paranoid tip&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Katatonik tip&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Desorganize tip&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Farklılaşmamış tip&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Residuel tip.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Başlangıç Yaşı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle 16-25 yas arasında görülse de çocukluk yaşlarında ya da 40 yas        sonrası da görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha geç yasta        başlamaktadır.Başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 arası, kadınlarda ise 25-35        yas arasındadır.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Hastalarda belirlenen risk faktörleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel olarak toplumda % 1 oranında görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit        oranda görülmektedir. Hastalar arasında bekarlık yüksek orandadır. Evli        çiftlerde ise boşanma oranı toplum ortalamalarından fazla bulunmuştur.        Kentsel yerleşim alanlarında daha cok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kalıtımın Rolü:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastanın anne-babasından birinde bu hastalık varsa çocuklarda risk % 12        'ye çıkarken, her ikisi de hasta ise % 44'e yükselmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Hastalığın cinsiyete göre belirti farklılıkları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kadınlarda kaygı ,depresif belirtiler ve gerginlik on planda iken,        erkeklerde negatif belirtiler belirgindir. Kadınlarda çevresinden        kuşkulanma gibi paranoid konular ve kendine zarar verme on planda iken ,        erkekler zararı daha cok çevrelerine vermektedir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalığın Seyri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      hastalık kadınlarda erkeklere göre, daha az sayıda ve surede hastanede        yatışa yol açmakta ; hastalık daha az kötüleşme dönemleri ile        seyretmektedir. Kadın hastalar daha az intihar etmekte, evliliklerini        erkeklere göre daha fazla sürdürebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalık Kimlerde Daha İyi Seyretmektedir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      geç başlangıç yaşı (20 ve sonrası)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      yüksek sosyo-ekonomik düzey&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      hastalık öncesi toplumsal ilişkileri ve işlevselliği iyi olan,isi olanlar.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ailede şizofreni hastalığı olmaması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zekanın normal sınırlarda olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Başlangıcın bir olayı izleyerek olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yavaş yavaş değil,aniden başlaması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavi için gecen surenin kısa olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Duygulanımda silinme ve uygunsuzluğun olmaması.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Hastalık Nasıl Seyretmektedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedaviye geç başlanmadığında ,az ve kısa sureli yatışlar ile kişinin        topluma uyumu sağlanabilmekte, hasta toplum içinde bir takım görev ve        sorumluluklar alabilmektedir. Ancak negatif belirtilerin uzun sure devam        ettiği hallerde bu sosyalleşme ve işlevsellik&lt;br /&gt;      bozulmaktadır.Bazı şizofren hastalarda görülebilen kendine bakımda azalma,        sağlıksız ortamlarda bulunma ve alkol-madde kullanımları nedeniyle        enfeksiyon hastalıkları daha cok gözlenmekte ve yaşamı kısaltmaktadır.        Şizofrenlerin % 10 kadarında intihar sonucu olum saptanmıştır. Şizofreni        hastalarının bu nedenlerle, diğer insanlarla karşılaştırıldığı da, 10 yıl        daha az yasam suresine sahip olabilmektedir .&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İlaç tedavisi ve bireysel destekleyici tedavi yanı sıra grup terapileri        hastanın işlevselliği ve sosyalleşmesini arttırmakta , gidisi olumlu hale        getirmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vücut dismorfik bozukluğu (dismorfofobi) devamlı vücutları ile        uğraşan,vücutlarında bir şeylerin kotu,çirkin,yanlış, eksik- fazla olması        seklinde düşüncelerin olduğu bir kaygılarım bozukluğudur. Kişide cok hafif        bir kusur olsa bile, bu durum cok abartılarak, korkulacak bir konu haline        getirilir.Hissedilen kusur nedeniyle oluşan gerilim ve kaygı ,beklenilenin        cok üzerindedir .Sosyal ilişkilerden kaçınabildikleri gözlenmiştir. Bu        kişiler görünümlerini kozmetik olarak değiştirmekte, ameliyatlar        olmaktadırlar. kişinin odaklandığı bölge genellikle yüz bölgesi olup,        burun, kulaklar, çene ya da bu bölgedeki sivilceler gibi        değişebilmektedir. Kadınlarda göğüsler, karin bölgesi, boyun bölgesi on        ciddide önde gelen odak noktalarıdır. Bazı durumlarda boy kısalığı ya da        saçlarının azaldığı düşüncesi, karin bölgesinde yağlanma, ciltte        kırışıklıklar , göğüslerin büyüklüğü konu edilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde özgüven eksikliğinin bulunduğu, depresyon, obsesif- kompulsif        bozukluk ve sosyal fobi gibi ek psikiyatrik rahatsızlıkların birlikte        bulunabildiği gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalığın başlangıç yaşı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      20'li yaşların başında ya da ergenlikte başlamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Belirgin tekrarlayıcı davranışları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      kişiler yineleyici bir şekilde aynaya bakmakta, vücutlarını kontrol        etmekte, yakın çevresindekilere bu konunun varlığı ve derecesi hakkında        tekrarlayan sorular sormakta ve konu ile ilgili çeşitli doktorlara        başvurmaktadırlar .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-8144852492723759460?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/8144852492723759460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=8144852492723759460' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8144852492723759460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8144852492723759460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/izofreni-nedir.html' title='Şizofreni Nedir?'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-4025193881208549175</id><published>2008-06-29T04:18:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:18:21.348-07:00</updated><title type='text'>somatizasyon</title><content type='html'>&lt;span style="text-transform: uppercase;"&gt;       &lt;span style="font-family:Arial;color:#1e87fb;"&gt;somatizasyon&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;SOMATOFORM AĞRI BOZUKLUĞU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Asagidaki belirtilerinden varligi halinde bu durumdan bahsedilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1- Vücudun bir ya da daha çok bölgesinde hissedilip, bu nedenle tetkik ve        değerlendirme yapılacak derecede şiddetli ağrı yakınmasının olması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Bu ağrı belirgin bir gerilime ya da mesleki, toplumsal ve kişinin        yapabildiği diğer aktivite alanlarında bozulmaya yol açmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Ağrının başlayıp, şiddetlenmesinde ve devam etmesinde ruhsal        faktörlerin önemli katkısının olduğu görüşüne varılır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4- Bu sikayetler bilerek ve isteyerek bir amaç elde etmek amacı ile        oluşturulmamıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5- ağrı yakınmaları bir kaygı bozukluğu ya da psikotik bozukluktan dolayı        oluşmamıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      ağrı kişinin günlük üretim ve davranışlarında bozulmalara yol açarak iş        yapamama ve işten ayrılmalara, okula gidemeyerek eğitiminde aksamalara,        hastanelere abone olmalarına ve başlıca konuşma konularının ve düşünce        içeriklerinin ağrı üzerine olmasına, gereksiz ve çok miktarda ilaçlar        kullanmalarına, evlilik ve sosyal ilişki sorunlarına yol açmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde ağrı gidermek amacı ile bağımlılık yapma potansiyeli olan        ilaçların yanlış kullanımı ve sonuçta bağımlılığı görülebilmektedir.        Ağrılar sebebiyle intihar düşünce ve davranışları görülebilmektedir.        Ağrıyı önlemek için çok uzaktaki sağlık kurumlarına ya da sağlıkla ilgisiz        kişilere, şarlatanlara başvurabilmekte, çok zaman, para ve daha çok sağlık        kayıplarına neden olabilmektedirler. Bu da insanlara kusup, kapanmalarına,        ruhsal sorunlarının ağırlaşmasına, mücadele güçlerinin azalıp, daha çok        ağrı hissetmeleri seklinde bir kısır döngüye yol açmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ağrıya ilerleyen donemde depresif bozukluklar ve kaygı bozuklukları eslik        etmektedir. ağrı bozukluğu pek çok vucutsal hastalık durumunda da on        planda olabilmektedir. Bunlar arasında eklem-kas-kemik rahatsızlıkları        (romatizmam hastalıklar, yaşlılardaki kemik erimeleri, bel ve boyun        fıtıkları), diyabet (seker hastaligi) ve damar sertliği gibi vücut damar        ve sinirlerinin harabiyeti, bazı tümörler sayılabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      kadınlarda ağrılar erkeklere göre iki kat daha çok görülmekte ,ağrılardan        da özellikle bas, sırt, göbek altı bölgesi ve kas-eklem ağrıları on planda        bulunmaktadır. Ağrılar 40-50 lif yaşlarda en çok gözlenmektedir.        Ailelerinde depresyon ve madde kullanımı olan ailelerde daha çok        gözlenmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      bazı kişilerde kişinin ağrıyı daha çok hissettikleri, ağrı eşiklerinin        düşük olduğu gözlenmiştir. bazı kişilerde de ağrı hislerinin geçmişte        şiddetli olarak yaşanan fiziksel, vücuda uygulanan cezalandırmalarla        ilişkili olduğu gözlenmiştir. ağrı hissi sevgi ve bakim kaynağı olacak bir        kişinin desteğini aramayla ayni zamanda oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zaman zaman kişiler gerginliklerini ( yaşanan kayıplar, hedefe ulaşamamak        vs. gibi streslerde) yaşanılan suçluluk hislerini ağrı üzerinden dışa        vurup, kendilerini rahatsız eden sorunların ağırlığını istemsiz olarak        hafifletip, kendi düşünce alanlarından uzaklaştırmaktadırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yani bir durum daha kabul edilebilir ve hatta çevreden daha destek ,        yardim, ilgi ve anlayış görebileceği ağrı yakinmalarına        dönüştürülmektedir. Bu yolla kişiler bazen çevrelerini de elleri altında        tutabilmekte, bazı sorumluluklardan kurtulabilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlıkta beyin yapısına ait bir takım anormalliklere de        rastlanabilmektedir. Duysal ve limbik yapılara ait anormallikler de ağrı        şiddetini belirlemektedir. P maddesi ve diğer bir takım moleküller de        ağrının hissedilmesinde etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavi vucutsal hastaligin varlığında ,hastalıkla ilgili birim ile paralel        olarak tedavinin yürütülebilmesi seklinde olmakta ya da ayaktan tedavi ile        olabilmektedir. önemli hedef olabildiğince çabuk hareketin ve olabilen en        yüksek işlevselliğin sağlanabilmesidir. Bunun için ilaç tedavisi yanında,        bireysel terapiler, hipnoz, fizik tedaviden faydalanılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-4025193881208549175?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/4025193881208549175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=4025193881208549175' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4025193881208549175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4025193881208549175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/somatizasyon.html' title='somatizasyon'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6860384055959539445</id><published>2008-06-29T04:18:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:18:10.798-07:00</updated><title type='text'>SANRISAL BOZUKLUK</title><content type='html'>&lt;p style="margin-left: 12px;" align="justify"&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;SANRISAL  BOZUKLUK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPLUMDAKİ YAYGINLIĞI, BAŞLANGIÇ YAŞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yapılan çalışmalara göre yüz bin kişide 24-30  arasında görülmektedir. Her yıl yaklaşık olarak yüz bin kişide 1-3 kişi ilk kez  bu nedenle başvurmaktadır. İlk başvurular daha çok 35-55 yas arasında  olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kimlerde görülmektedir?:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlık daha çok kadınlarda görülmekte olup, % 60-75 hasta evli durumdadır.  Geri kalanlar dul, boşanmış ya da ayrı yaşamaktadır. Genellikle düşük  sosyoekonomik düzey ve düşük eğitimlidirler. Göçmen konumundaki kişilerde, tek  başına bulunulan hücre ortamlarında kalan kişilerde bu rahatsızlığa eğilim  yüksek bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Rahatsızlığı olan kişilerdeki aile özellikleri:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin yakın akrabalarında kıskançlık, kuşkuculuk, paranoid kişilik ve bu  türden sanrısal bozukluk diğer kişilere göre daha fazla görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Rahatsızlığın alt tipleri :&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Erotomanik tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişide sanrının konusu başka kişilerin kendisine aşık olup, onunla evlenmek  istemesi seklindedir. Genellikle içerik romantik yapıda olup, cinsellikten  göreceli olarak uzaktır. Varsayılan hayran bu kişiden mesleki, sosyokültürel  düzey ve ekonomik açıdan daha üst konumda bulunmaktadır. kişi bu durumu gizli  tutabileceği gibi o varsayılan kişinin sevgisine karşılık vermek üzere çeşitli  yollarla ona ulaşmaya çalışabilir. Telefonla ya da izleyerek rahatsızlık  verebilir, imzasız notlar, hediyeler gönderebilir. Bu gibi olaylarla suç  isleyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Grandioz tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişi diğer kişilerden farklı, ustun, olağanüstü, imrenilecek bir yönü olduğu  düşüncesi içindedir. Bu önemli bir buluş, dini acıdan kendine verilen bir görev  ya da önde gelen ya da soylu bir ailenin ferdi olmak seklinde de olabilir.  Dinsel bir tema varsa kişi peygamberlik iddiasında bulunabilir. Meşhur bir  kişinin yakını olduğunu iddia edebilir. Meşhur bir kişi gibi davranabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Kıskançlık tipi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esi ya da arkadaşının kendisini başkaları ile aldattığı düşüncesi içindedir.  Bunu kanıtlamak için kanıtlar arar ve ilgisi olmayan şeyleri kanıt olarak görme  eğilimindedir. Eslerinin eşyalarında lekeler, uzun sac telleri,  davranışlarındaki farklılıkları gözlerler. Bu durumu izleyerek eslerine karşı  şiddet kullanabilir, özgürlüklerini kısıtlayabilir, onu takip edebilir,  boşanmaya kalkabilir hatta öldürme girişiminde bulunabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Persekutuar (kötülük görme) tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kişiye yönelik, aleyhinde isler yapıldığı, takip edildiği, işyerinde ayağının  kaydırılmaya çalışıldığı, hakkında rapor düzenlenip, hapise atılabileceği,  zehirlenmeye çalışıldığı ve yemeklerine zehirli ilaç konduğu, kendine iftira  atılmaya çalışıldığı , ilerlemesinin engellendiği seklinde düşünceler içindedir.  Bu nedenle davalar açabilir, çevresi ile tartışmalar içine girebilir. Çabuk  sinirlenip, küsebilir, çevrelerine zarar verebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Somatik tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişinin bedeninde organlarının isleyişi acısından ya da organlarından aldığı  duyum acısından bir farklılık olduğu düşüncesi içindedir. Vücudundan kotu  kokular yayıldığı, vücudunda bir sekil bozukluğu olduğu düşüncesi içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Karışık tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden çok tipe ait sanrılar vardır ancak sanrılardan hiçbiri diğer tip sanrıdan  daha ağırlıkta yer işgal etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Belirlenmemiş tip:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda bahsedilen kategorilerden herhangi birine uymayan veya 1 aydan daha  kısa suren durumlar için bu şekilden bahsedilebilir. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi :&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikoterapi ve ilaç tedavisi gereklidir. Başlangıçta hasta sanrılarına kesin  bağlanmış olduğundan, öncelikle sanrılardan ziyade depresif ve kaygı ile ilgili  yakınmalara yönelerek, güven sağlanmaya çalışılır. Tedavi uzun surelidir.  Tedavide ilaç olarak antipsikotik grup ve depresif- kaygılı durumlarda  antidepresan ve kaygı gidericiler kullanılabilir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6860384055959539445?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6860384055959539445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6860384055959539445' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6860384055959539445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6860384055959539445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/sanrisal-bozukluk.html' title='SANRISAL BOZUKLUK'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7070224641421048136</id><published>2008-06-29T04:17:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:17:54.721-07:00</updated><title type='text'>Kalp-damar hastalıklarının stres ve psikiyatrik durum ile bağlantısı</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       Kalp-damar hastalıklarının stres ve psikiyatrik durum ile bağlantısı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;       Psikiyatrik hastalıklar dolaylı yoldan etkili olarak kalp hastalıklarına        yol acarlar ( sigara içmek, yüksek yağ oranlı diyetler,fazla alkol        tüketimi gibi ), ayrıca doğrudan etki ile de kalp hastalıkları        gelişebilmektedir. Bu vücutsal şikayetlerin daha fazla şiddette        hissedilmesi ya da hastalığın oluş mekanizmasını hızlandırmak seklinde        olabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kalp hastalığından ani olum vakalarının , kişilerin gerilimli donemler        yasadığı , depresif yakınmaların olduğu dönemlerle paralellik gösterdiği        gözlenmiştir. Bazı kişilerde de kalp hastalığı olmadan göğüs ağrısı ve        çarpıntı yakınmaları depresif bozukluklar ya da kaygı bozukluklarında        görülebilmektedir. Stres damar daralmaları ile kalp dokusunda kanlanmada        azalmalara, enfarktüslere, kalp yetmezlikleri, kalp atımlarında        düzensizliklere, yüksek tansiyon, düşük tansiyon, kalp kapak hastalıkları        ve beyin-damar hastalıklarına yol açmaktadır.Kalp- damar hastalıklarının        oluşumunda ruhsal sorunların önemli bir yeri vardır. Bu çerçevede iki        hastalıktan bahsedelim.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korner kalp hastalığı:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;      &lt;br /&gt;      Stresle birlikte sempatik sinir sistemi çalışmasında artış olmakta ,        böbreküstü bezinden fazla miktarda adrenalin salgılanmaktadır. Bunun        salgılanması da kan basıncı, kalp atim ve solunum şayisini arttırmakta,        kan seker düzeyini yükseltmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1959 yılında önerilen bir modele göre "A tipi" kişiliğe sahip bireylerde (        hırslı, sabırsız, saldırgan, rekabetçi tavırları olan,sürekli zaman        darlığı yasayanlarda korner damar hastalığının daha yoğun görüldüğü        belirtilmiştir. Son çalışmalara göre ise bu tur tutumların , davranış        özelliklerinin psikiyatrik tedavi sonucu değiştirilmesi ile hastalıkta        yinelemeler ve olum hızı azaltılmıştır. Enfarktüs geçirip hastanede yatmış        kişilerde majör depresyonun varlığı , 6 aylık bir izlen döneminde olum        riskini arttırmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ani ölümlerle , rahatsız edici ani çevresel olayların arasında belirgin        ilişki gözlenmiştir. Kalp ritim bozuklukları nedeniyle tedaviye alınan        kişilerin % 21 inde , bu bozukluğun başlangıcında duygusal olaylara        rastlanmıştır. Sosyal destek eksikliğinin de korner hastalık riskini        arttırdığı belirlenmiştir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalarda mevcut yakınmalar nedeniyle, kalbi besleyen korner damarlarda        darlık ya da tıkanma varlığını araştırmak amaliyle yapılan anjiografilerde        , kişilerin % 10-30 unda korner arterlerde bir sorun olmadığı        gözlenmiştir. Bu bulguya rağmen kişilerde göğüs ağrısı ve mesleki-sosyal        sorunlar psikiyatrik durum nedeniyle devam etmektedir. Bu kişilerin %        40-50 sinin panik bozukluk hastalığı olduğu belirlenmiştir. Başka bir        çalışmada ise bu kişilerin % 35 inde majör depresyona rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Göğüs ağrısı olan panik bozukluk hastalarında , korner hastalıklı kişilere        göre daha çok belirtiye rastlanmıştır. Bu kişiler sonuçta , kalabalık,        toplu tasım ve lokantalarda yemek yeme vs. gibi durumlara karsı kaçınma        davranışları geliştirmekte ve eve bağımlı hale gelebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bazı kişilerde de hem panik bozukluğu, hem de kalp hastalığı        bulunmaktadır. Bu durumda bir panik atağı ile birlikte kişide kan basıncı        ve kalp atışlarında artış olmaktadır. Bu kalp kaslarında kullanılacak        oksijeni bitirmekte, kalp kaslarına giden kani azaltmaktadır. Sonuçta kalp        spazmı da denen "angına " şikayetlerine yol acmaktadır. Bu durum da bir        kısır döngü seklinde kaygı turu yakınmaları arttırmaktadır.Birlikte        bulunan panik bozukluğu olum riskini arttırmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korner damar hastalığı gelişiminde etkili risk faktörleri arasında sigara,        kanda yüksek kolesterol düzeyleri ve yüksek tansiyon gelmektedir. Uzun        suredir varolan depresyon bu etkenlerin her birinin gelişiminde etkilidir.        Depresyonlularda görülebilen yoğun kilo alim ya da kayıpları da korner        damarlara zararlı olmaktadır. Sigara içimi de çoğunlukla psikiyatrik        hastalıklarda görülen bir durumdur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Orta ya da yüksek düzeyde ümitsizlik düzeyleri olanlarda kalp-damar        hastalıklarından olum riski 1,5- 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca        çevresel desteğin yetersiz olusu, düşük gelir düzeyi, es-aile kaybı da        olum riskini arttırmaktadır. Daha önce enfarktüs ( kalp krizi) geçirip,        yalnız yasayanlarda da olum riski yüksektir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumdan uzak bir yasam ve günlük yoğun stres enfarktüsten olum riskini        arttırmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir duygu-durum bozukluğu olan 55 yas ve üzeri yas grubundakilerde 4 kat        daha çok doğal ölüme rastlanmıştır. Enfarktüs geçiren ve majör depresyon        gelişen kişilerde, bu durumun gelişmediği kişilere göre 5 kat daha çok        oranda altı ay içinde ölüme rastlanmıştır. Psikolojik streslerin kanda        pıhtılaşmayı sağlayan trombositlerin de işlevlerinde artışa yola cip,        korner damarlarda tıkanma ve ölümlere neden olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüsü izleyen iki ay içinde, kalp atim düzensizliği olan ve yüksek        oranda depresif yakınmaları bulunanlarda bir yıl içinde olum riskinin daha        yüksek olduğu görülmüştür&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       Enfarktüs sonrası donem:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korner bakim biriminde geçirilen birkaç günün sonunda psikolojik gerilimin        azalmaya başladığı belirlenmiştir. Kalpteki olayın öneminin farkına        varılması ve yeni durumda uyulması gereken kurallar nedeni ile depresyon,        bazen de öfkeli, zarar verici davranışlar başlayabilmektedir. Hastalığı        yok sayma, kabul etmeme seklinde davranışlar yaşanabilmekte, bu da        mesleki, cinsel, fiziksel aktivitelerde uygunsuz ve ölüme götürebilecek        durumlara yol açmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüslülerin ortalama yarısında depresif şikayetler görülebilmekte ,        ancak % 20 sinde majör depresyona rastlanmaktadır. Sadece depresif        şikayetleri olanlarda yakınmalar 3-4 ayda düzelirken, majör depresyonda bu        sure uzamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüs sonrası donemde esin önemi çok büyük olup, duygusal yakınlık ve        destek verilmesi, yeni hayat düzenine uyum, bazı uygunsuz davranışların        terki, cevre ile ilişkiler gibi konularda psikiyatristin yardımcısı        konumuna gelmektedirler. Bu durumun olamadığı ailelerde, hastanın        algıladığı ağrı daha yüksek olmakta, tekrarlayan hastane yatışları        görülebilmekte, kişi kendini daha ağır hasta gibi hissetmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hipertansiyon ( yüksek tansiyon ):&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kan basıncının 160/90 mm Hg düzeyinin ( halk arasında bilinen sekli ile        büyük tansiyonun 16 , küçük tansiyonun 9 olması) üstüne çıkması durumunda        yüksek tansiyondan bahsedilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre yetişkinlerin % 20 sinde yüksek        tansiyona rastlanmaktadır. Yüksek tansiyon kalp korner damar ve beyin        damar hastalıklarına yol açan en önemli etkenlerden biridir. Yurt dışında        yapılan araştırmalarda erişkin nüfusun % 30 kadarında yüksek tansiyona        rastlanmıştır. Bu duruma yol açan en önde gelen nedenlerden biri % 85        vakada rastlanabilen esansiyel hipertansiyondur ki, tam bir kaynağı        gösterilememektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan çalışmalara göre bu grupta yüksek tansiyon ile kişilik yapıları ve        olaylarla bahsetme yöntemleri arasında ilişki saptanmıştır. Boyun eğici ve        öfkesini ifade etmede sorun yasayan kişilerde hipertansiyona        rastlanmıştır.&lt;br /&gt;      Başka bir çalışmada ise hem öfke ifadesinin bastırılması hem de aşırı öfke        ifadesi hipertansiyonda anlamlı ölçüde birliktelik göstermiştir.        Hipertansiyonda ilaçlı tedavi yanında gevşeme eğitimi ve psikoterapicin        etkili olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yüksek tansiyon ya hastaların % 10-15 inde bir böbrek, vücut iç salgı        sistemine ait, gebelik,, nörolojik ya da kalp hastalığına bağlı olarak        gelişmekte; ya da hastaların çok büyük bir kısmında olduğu gibi "esansiyel"        denen tiptir.Esansiyel hipertansiyon etkenleri arasında kalıtım, beslenme,        toplumsal ilişkiler ve psikolojik özellikleri sayabiliriz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       Kimlerde daha çok görülmektedir?&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir araştırmaya göre yüksek tansiyonluların kisilerarasi çatışmaları ve        iddiacılıkları yüksek kişiler olduğu görülmüştür. Bu kişilerde öfke daha        yüksek düzeylerde olup ,daha çok öfkelenme ile seyreden yaşantılar        görülmektedir. Geçmiş donem yaşantılarında fiziksel, duygusal ya da cinsel        tacizler, anne-baba ayrılığı, yokluğu, ailede ağır bir hastalık varlığı        gibi çocukluk cağı travmalarına rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha düşük gelir ve eğitim düzeyi, daha az sayıda kardeşe ve A tipi        davranış yapısına sahip oldukları gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      A tipi davranış yapısının özellikleri :&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Yüz ifadesinde gerilim&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Konuşma esnasında her iki yana doğru hızlı göz hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı ve çok sayıda istemsiz göz kırpma hareketleri ( dakikada 40 tan çok        saniyede )&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Diz sallama veya parmakları bir yere hızla tıklatma hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı ve cümle sonundaki heceleri yutarak konuşma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşma esnasında dudak saplatma seslerinin varlığı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -tik benzeri hızlı bir şekilde kasları alnı kırıştırarak yukarıya kaldırma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşurken bası sallama,bas hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşurken hava yutma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -mırıldanma,acele konuşma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -gergin bir duruş sekli&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -iç çekmeler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -hızlı vücut hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      - göz çukuru etrafında koyu renk değişimi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -alin bölgesi ve üst dudakta terlemeler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Bu tur bir yapıya sahip olduğu bilincinin kişide olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Bir isi yaparken ,ayni zamanda başka bir aktivite veya düşünce ile de        meşgul olmak ( yemek yerken gazete okumak, araç kullanırken telefonla is        görüşmesi yapmak gibi)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı yemek,hızlı yürümek, herseli acele yapmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Zamanla yarışarak, tam vaktinde bitirmeye yönelik aşırı caba hali&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Çalışma ve ev hayatındaki temponun yavaşlatılması konusunda kişinin        esinden gelen öneriler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      - Oturup,birsek yapmadan dinlenmek konusunda zorluk çekme&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Tik seklinde dişleri meydana çıkaracak kadar dudak kenarlarını geriye        doğru çekme&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Sinirli, gergin bir gülüş tarzı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Elleri yumruk haline getirme, parmaklarla masaya vurma , el ve        parmaklarla oynayıp, fazla kullanma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Patlayıcı, kesik, kuvvetli , genelde kulağa hös gelmeyen bir ses tonuyla        konuşmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Genellikle küfürlü ve acık-saçık sözlerle konuşmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu tip özelliklerin olduğu kişilerde yetersizlik duyguları ile birlikte        kendine verdiği değer ve özgüven azlığının da bulunduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu tip yapının psikiyatrik acıdan tedavisi ile olumlu sonuçlar alınmakta        olup, konu ile ilgili çalışmalar halen sürmektedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7070224641421048136?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7070224641421048136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7070224641421048136' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7070224641421048136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7070224641421048136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/kalp-damar-hastalklarnn-stres-ve.html' title='Kalp-damar hastalıklarının stres ve psikiyatrik durum ile bağlantısı'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2414338982496740283</id><published>2008-06-29T04:17:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:17:37.700-07:00</updated><title type='text'>Psikosomatikf Bozukluk</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Psikosomatikf Bozukluk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;      &lt;br /&gt;      Sindirim sistemini ilgilendiren hastalıkların stres ve psikiyatrik durum        ile bağlantısı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;a- Irritabl bağırsak sendromu ( spastik kolit,        membranoz kolit):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre nüfusun ortalama olarak % 15 inde        görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla        görülmektedir. Daha çok 45-64 yasları arasında görülmekteyse de yakınmalar        erişkinliğe geçiş ya da erken erişkinlik döneminde başlamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Belirtiler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Disk ilama ile rahatlayan karın ağrıları ya da dışkının kıvam ve        miktarında değişiklikler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Aşağıdakilerden en az 2 sinin varlığı ile birlikte olan dışkıda bozulma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a- Dışkılama aralıklarında değişme ( haftada üçten az ya da günde üçten        çok)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b- Dışkı seklinde değişme ( gecen zamanın % 25 inden fazlasında ya çok        sulu ya da çok katı yoğunlukta diski olması)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c- Dışkının bağırsaktan geçişinde değişiklik (Gecen surenin % 25 inde        varolan acele disk ilama isteği ya da tam olarak dışkılama ihtiyacını        giderememe hissi.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Dışkı ile birlikte mukus ( sümüksü sıvı) gelmesi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Aşırı bir gaz hissi ya da karında gerginlik hissinin olması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlık fazla miktarda işgünü kayıplarına yol açmaktadır.Hastalarda        ayrıca baş, sırt, kas, alt karın ağrıları ve boğazda yanma, cilt        döküntüleri, aşırı adet sancıları, çarpıntılar,derin nefes alıp verme,        kaygılar, sersemlik hissi, idrar yaparken sancı, halsizlik, terleme,        yineleyen idrar yapma ihtiyacı ,avuç terlemeleri hissedebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlıkta bağırsağın hareket sistemine ait işlev bozukluğu on planda        düşünülmektedir. Bu durumda normalde dakikada 6 olan bağırsak ritmi 3 e        inmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vakaların yarısından çoğunda çevresel stres etkenlerinin mide- bağırsak        belirtilerini tetiklediği bildirilmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu stres etkenlerinin de erkeklerde mesleki ; kadınlarda ailesel kökenli        olduğu belirlenmiştir. Bu kişilerde küçük yasta anne-baba kaybı,        cinsel-fiziksel taciz gibi travma tik olaylara daha çok rastlanmıştır. Bu        kişilere verilen değerlendirme ölçeklerine göre depresyon, kaygı,        kisilerarasi duyarlılık, somatizasyon ve düşmanlık puanları yüksek çıkmış,        başka bir ölçekte de histeri, hipokondriazis ve depresyon puanları yüksek        çıkmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Araştırma sonuçlarına göre rahatsızlıktan etkilenen bireylerin % 22 sinde        hayatları boyunca bir duygu-durum bozukluğuna (depresif bozukluklar , mani        gibi) rastlanmıştır. Hastalığın aktif döneminde % 15 oranında majör        depresyon saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Rahatsızlığın seyri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-8 yıl sure aralığı ile yapılan bir değerlendirmede hastaların % 85 inin        kısa surede belirgin olarak daha iyileştiği, % 67 sinin ise uzun bir sure        şikayetsiz kaldığı gösterilmiştir. Tedavide iyi gidisi gösteren işaretler        arasında erkek cinsiyet, hastalığın başlangıç suresinin çok uzun olmaması,        kabızlığın önde gelen yakınma olması, şikayetlerin ani bir mide-bağırsak        düzensizliği ile başlaması sayılabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu rahatsızlıkta psikiyatrik sorunların da ( depresif bozukluklar gibi)        daha fazla görülmesi nedeniyle uygulanan tedaviler sadece duygusal duruma        değil, sindirim yakınmalarına da olumlu etki yapmaktadır. Gevşeme        eğitiminin verilmesi ve bilişsel tedaviler ile genel gerilim düzeyinin        azaltılması da sindirim sistemine ait yakınmaların tedavisine yardımcı        olmaktadır. Stresle uygun bahsetme yollarının sağlanması ana        hedeflerdendir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;b- Pektik ülser:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ve on iki parmak bağırsağının besinlerle temas eden, iç yüzlerinde        meydana gelen harabiyetlerdir. Bu zedelenmelerin boyutları genellikle 1        cm.den ufaktır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu kesimlerde daha çok        gözlendiği saptanmıştır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla ve        kentsel yerleşim alanlarında daha çok görüldüğü gözlenmiştir. Orta yas        üzerinde (45 yas sonrası) daha çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide asidi ve sindirim enzimlerinin zararlı etkilerinden, mide duvarının        korunmasını sağlayan sistemin bozulması, bikarbonat ve mu kus denen        koruyucu sıvıların azalması veya ölen mide iç yüzeyi hücrelerinin sürekli        yenilenmesine dayanan sistemin yetersiz çalışması gibi vücudun kendine ait        sebepler rahatsızlığa yol açan etkenlerdir. Olaydan sorumlu diş etkenler        arasında ise Helicobacter pylori denen bir mikroorganizma, ayrıca çeşitli        ağrı kesici-romatizma ilaçları gibi mideye zararlı ilaçlar, büyük yanıklar        ve stres on planda gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ülserinde midenin salgıladığı asit miktarı normalden az iken; on iki        parmak bağırsağı ülserlerinde asit üretimi artmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Stresli hayat koşulları ile peptik ülser arasında yakın ilişki        saptanmıştır. Bu durum hem hastalığın erken , hem tekrarlayarak uzamış        evrelerinde ve karin boşluğuna yırtılıp açılma hallerinde görülmektedir.        Savaşlar ve çatışmalar esnasında askerlerde yoğunluk kazanmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan araştırmalara göre stresler ile mide asit salgılanması ve mide        hareketleri artmakta,bikarbonat salgısı ise azalmakta, hastalığa zemin        hazırlamaktadır. Kişinin hedeflerini gerçekleştirmek konusunda uzun sureli        olarak yasadığı hayal kırıklıkları yine de ülser başlangıcı ve        tekrarlamasında etkili olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Peptik ülser yakınmaları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Karin bölgesinde yanma seklinde keskin ağrı, genellikle yemeklerden 1-3        saat sonra başlamaktadır. Ağrı besin ya da antiasit denilen ilaçlarla        azalmaktadır. Bu yakınmalar nedeniyle uykusuzluk , zayıflama, bulantı,        hazımsızlık, şişkinlik görülebilmektedir. Bazen kanama görülebilmekte, bu        dışkıda belirlenebilmekte, ileri dönemlerde kansızlığa yol açabilmektedir.        Teşhis endoskopi ve rontgen tahlilleri ile konabilmektedir. Tedavi        edilmeyen vakalarda mide- oniki parmak bağırsağı delinmeleri oluşup, acil        cerrahi girişim gerekmekte, bu evrede de ameliyat edilmezse peritonit        (karin zari iltihabi) ile olum görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ic yuzune zararli etkenlerin kesilmesi ( ağrı kesici-romatizma        ilaçları,sigara gibi) ,psikososyal sorunlarin giderilmesi, varsa baska        vucutsal hastaliklarin tedavisi ve H. pylori adli mikroorganizmaya karsı        tedavi uygulanmaktadır.Psikoterapi ile hastanın kendini, çevresini ve        hayatı algılayışı olumlu bir yöne çevrilmekte, streslere karsı savunmaları        güçlendirilmekte ve dengeli ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      c- İltihabı bağırsak hastalıkları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu gruba Crohn hastalığı ve ulseratif kolit girmektedir. Amerika'da        yapılan araştırmalara göre Crohn hastalığı yüz bin kişide 3-7; ulseratif        kolit ise yüz bin kişide 3-15 arasında görülmektedir. Rahatsızlıklar        kadınlarda ve genç erişkinlerde daha çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Crohn hastalığı ağızdan anüse dek sindirim sisteminin herhangi bir        bölümünü tutabilmekte , iç yüzeyde ülserler, diş yüzeyden Apseler ,        delinmeler, diğer organlara yapışmalar yapabilmektedir. Ulserztif kolit        ise başlıca bağırsağın iç yüzeyinde görülmektedir. Her iki rahatsızlık ta        da ishal, karnin sağ alt kısmında kramp seklinde ağrı, kilo kaybı ile        seyretmektedir. Ulseratif kolitte makattan kanama görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların % 10 kadarında ayrıca bağırsak dişi organlarda da belirtiler (        ateş, kansızlık, eklem sertlikleri- arterit,karaciğer hastalıkları, deride        iltihabı döküntüler) gelişebilmektedir.Ulseratif kolitlilerde ileri        donemde bağırsak kanseri gelişebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların daha çok obsesif- kompulsif , bağımlı, narsistik tipte kişilik        yapıları vardır. Kişiler duygusal acıdan olgun olmayıp.ayrılmalara çok        duyarlı ve belirgin bağımlılık gereksinimleri olan , sürekli çevreden        istekleri olan,çevrelerinden gelen mesajları reddedilme olarak algılayıp,        duyarlılık gösteren kişilerdir. Bu kişilerdeki önemli ayrılıklar        hastalığın şiddetini arttırabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalıkta depresyon ve kaygı artmıştır.Bu artış hastalığın şiddeti ile        doğru orantılı olarak artmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların 2/3 ünde en az bir kez operasyon gerekmektedir.Ulseratif        kolitlilerin 1/5 inde tüm kalın bağırsağın çıkarılması ameliyatına        gidildiği gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastada gerekli cerrahi girişimlerin yapılması, damardan beslenme,        iltihabı durumla mücadele için uygun ilaç tedavileri yanında psikiyatrik        tedavi ( gelişebilecek depresyon , psikoz ve su-yüz denge bozuklukları        nedeniyle delirium denen durum nedeniyle) uygulamak gerekmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2414338982496740283?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2414338982496740283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2414338982496740283' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2414338982496740283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2414338982496740283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/psikosomatikf-bozukluk.html' title='Psikosomatikf Bozukluk'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-5438753304771375443</id><published>2008-06-29T04:17:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:17:11.941-07:00</updated><title type='text'>Psikiyatrist ve Psikolog Arasındaki Farklar</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Psikiyatrist ve  Psikolog Arasındaki Farklar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde insanlar genelde ruhsal sorunlarla uğraşan insanların tanımlamasını  yaparken psikolog yada psikiyatristi aynı anlamda kullanmaktalar. Bu kullanım  aslında aldıkları eğitim olarak çok farklı olan iki grubu birbirine  karıştırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri  ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel  hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve  gerektiğinde tedavi etme yetki ve bilgisine sahip bir insan ortaya çıkmaktadır.  Hem hekim hem de üstüne ruh sağlığı uzmanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa psikologlar edebiyat fakültesinin psikoloji bölümünden mezun insanlardır.  Normalde psikiyatristler ile birlikte çalışırlar gerekli testleri hastalara  uygularlar ve sonuçta psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı  olurlar. Bazı özel eğitimlerden sonra psikoterapi yapmaya hak kazanırlar Bu  işlev küçümsenemez. Hatta çok faydalı olduğunu da inkar edemeyiz. Ancak  psikologların tek başlarına tanı koyma ve tedavi etme yetkisi yoktur. Hele ilaç  yazma yetkileri hiç yoktur. Bu yapılmaya başladığı andan itibaren hastaya zarar  verme başlamış olur. Bu yüzden müracaat ettiğiniz insan bir psikiyatrist mi  yoksa bir psikolog mu iyi ayırım yapın. Hatta mümkünse diplomasını görün. Ve bir  sorununuz varsa güvendiğiniz başka bir hekimden referansla gidin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-5438753304771375443?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/5438753304771375443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=5438753304771375443' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5438753304771375443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5438753304771375443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/psikiyatrist-ve-psikolog-arasndaki.html' title='Psikiyatrist ve Psikolog Arasındaki Farklar'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2463703046576368921</id><published>2008-06-29T04:16:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:16:47.698-07:00</updated><title type='text'>Panik Atak ve Panik</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Panik Atak ve Panik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Panik atağı nedir?&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp,        rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet        vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 unun varolduğu bir kaygı        nöbetidir. Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1- çarpıntı,kalp hızında artış,kalp seslerini duyuyor gibi hissetme&lt;br /&gt;      2- terleme&lt;br /&gt;      3- titreme ve ya sarsılma hissi&lt;br /&gt;      4- boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri&lt;br /&gt;      5- tıkanma ,soluğun kesilmesi hisleri&lt;br /&gt;      6- göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi&lt;br /&gt;      7- bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi&lt;br /&gt;      8- bas dönmesi, dengesizlik , basta sersemlik hissi ,bayılma hissi ,yere        düşecek gibi olma&lt;br /&gt;      9- çevreyi olduğundan farklı ,sanki gerçek değil gibi hissetme ya da        kendini çevredekilerden ayrılmış,olağandışı ,farklı bir şekilde algılama        hali&lt;br /&gt;      10- kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      11- o anda ,kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      12- uyuşma, hissizlik,yanma, karıncalanma hisleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      13- üşüme, ürperme ,soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su        dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Panik atak hangi bozukluklarda görülebilir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer        fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir        hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı        durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir        hayvan (örümcek, kedi,köpek,fare,yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda        bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de        başlayabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Panik bozukluğu :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yukarıda belirtilmiş olan panik ataklarının aniden,beklenmedik zamanlarda        ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların        tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini        düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile        ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında        değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka        bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir        rahatsızlığa bağlı değildir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Agorafobi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi        sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri        ,geniş meydan anlamına ,fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız        kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her        hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık        yerlerde olmaktan korku duymaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına        dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma , kalabalık        caddelerden geçememe,kalabalık mağaza,marketlere girememe, kapalı ortamlar        (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro,otobüs, uçak        gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı        reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya        zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2463703046576368921?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2463703046576368921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2463703046576368921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2463703046576368921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2463703046576368921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/panik-atak-ve-panik.html' title='Panik Atak ve Panik'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-1098681083408731615</id><published>2008-06-29T04:15:00.004-07:00</published><updated>2008-06-29T04:16:30.311-07:00</updated><title type='text'>Obsesif  rahatsızlıgana ait örnekler</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Obsesif  &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;rahatsızlıgana ait örnekler;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;Temizleme seklinde zorlantılar kadınlarda, kontrol        etme seklinde olan zorlantılar erkeklerde daha çoğunluktadır. Kişiler        hastalıklarını gizlemeye, mantıklı açıklamalar yaparak önemsememeye        eğilimlidirler. Ancak temizlik zorlantları sebebiyle temizlik maddesi        harcamaları yüklü bir tutar oluşturmakta ,ayrıca komşuları ile hali        silkeleme, gece yarısı temizlik nedeni ile gurultu yapmaları sonrasında        tartışmalara neden olmaktadırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Emin olamadığı için çok uzak yerlerden evine donup,kapısını, elektriğini,        tüpünü kontrol eden kişiler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;      Zarar verme zorlantısı olanlar çatal, makas, kibrit, bıçak,ip, hatta        tırnak makası gibi kesici ve cinayet filmlerinde rastlanabilecek sahneleri        anımsatacak araçlara dokunamazlar,bakamazlar. Çocuklar ve karşıt        cinsiyetteki kişilerle ayni ortamda kalamayabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir diğer görünüm de istifleme ve zorlantılı satın almadır. Kişi çok ucuz        olduğu için ,elinde fazla olsa da ,gereksinimi olmasa da gördüğü bir mali        almadan edemez. Ev bir hurdacı dükkanına dönebilir. Kişiler tatile        giderken bir araba dolusu tamir malzemesini de beraber götürebilirler öyle        ki giyeceklere zor yer bulunur. Otomobili olmayan bir kişi otomobil        lastikleri alıp, bir kenara koyabilir, bir gün gelip araba alırsam,        lastiği patlarsa diye düşünebilir. Çok eski tarihe ait faturaları        biriktirir, bir gün gelir de bana milyarlık borç çıkarırlar diye 20 yıllık        senetleri atamazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İçinden dine yönelik küfürler geçmesi seklinde zorlantıları olan kişiler        toplu olarak dinsel ibadetlerden kaçınabilirler. Tekrar tekrar abdest        alma,namaz kılma ,tövbe etme gibi girişimlerde bulunabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Günlük hayatta nasıl adlandırılmaktadır?&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;      Halk arasında vesvese olarak bilinmektedir. Dinle ve temizlikle aşırı        uğraşıların olduğu ve sözcüğün kökenini Kuran dan aldığı waswasa (beynin        şeytani düşünce ve kararsızlıklarla haşir nesir olup, ibadetleri        yapamamak) tan gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;SZB (OKB) neden oluşmaktadır ?&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Beyinde bazı bölgelerden salgılanan serotonin ve dopamin denen kimyasal        maddelerin rol aldığı sistemlerin aşırı çalışması ile ilişkili bulunsa da        başka maddelerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Gene bu kişilerin        beyinlerinin bazı bölgelerinde kan akimi ve metabolizmada artışların        olduğu görülmüştür&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;SZB olan hastaların kişilik yapıları&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu hastaların % 25 inde obsesif kompulsif kişilik bozukluğu özellikleri        bulunmaktadır. Bu kişiler çevreleri üzerinde denetim oluşturmaya        eğilimlidirler. Daima olculu,tedbirli olup dışarıdan soğuk ve sert olarak        nitelenebilirler. Temizliğe düşkün,dakik ve düzenlidirler. Çok        tutumludurlar ve başkalarına hediye vermeleri, paylaşmaları çok        kısıtlıdır. Kendi istedikleri yapılmayıp, karsı çıkıldığında inatçı ve        sinirli olabilmektedirler. Konuşmalarını uzatmaya bazen de gereksiz        ayrıntılara dalmaya ve dinleyen Kişinin rahatsız olmasına yol açabilirler&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-1098681083408731615?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/1098681083408731615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=1098681083408731615' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1098681083408731615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1098681083408731615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/obsesif-rahatszlgana-ait-rnekler.html' title='Obsesif  rahatsızlıgana ait örnekler'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-1523763831931820053</id><published>2008-06-29T04:15:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:15:41.970-07:00</updated><title type='text'>Obsesif Kompulsif Bozukluk</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Obsesif Kompulsif Bozukluk&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Saplantı zorlantı bozukluğu (SZB)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin önemli sayılabilecek sure vaktini oyalayan (günde 1 saatten daha        uzun sure tutan) , belirgin sıkıntıya veya işlevselliğinde önemli ölçüde        bozulmaya yol açan tekrarlayıcı obsesyon ya da kompulsiyonlarla suren bir        psikiyatri bozukluğudur&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Obsesyon Saplantı - Nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin isteği dışında gelen Kişinin kabul etmek istemediği uygunsuz        olarak düşünülen , belirgin sıkıntıya neden olan sürekli düşünceler ,        dürtüler ya da göz önüne getirilen görüntü seklinde düşlemlerdir.Bunlar        Kişinin kendi denetiminde değildir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kompulsiyon zorlantı Nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      tekrarlayıcı davranışlar ( el yıkama , sıraya koyma , kontrol etme gibi )        yada zihinsel ( dua etme , sayma , sözcükleri sesiz bir biçimde yineleme        gibi )eylemlerdir.&lt;br /&gt;      Kompulsiyonlar sıkıntıyı gidermek amacı ile yapılmaktadır , bunları        yapmaya adeta zorlanmış gibi hissetmektedir.Sıkıntıyı gidermek yada        önlemek , korku yaratan bir olayı , durumu etkisizleştirmek yada önlemek        üzere tasarlanır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En sik görülen depresyonlar pislik ve bulaşma korkularıdır (dokunulan yere        mikrop , hastalık bulaşacağı seklinde ) , yineleyen kuşkular ( elektriği        acık bırakılıp bırakılmadığı gibi bir eylemi yerine getirip getirmediği        konusunda tereddüt etmek gibi ) , bazı şeylerin belirli bir düzen içinde        olmasına gerek duyma , saldırgan korkunç dürtüler ( kendine veya çevresine        zarar verme , yaralama düşünceleri , çevresindekilerin basına bir kaza        geleceği çevresindekilere kotu , uygunsuz şeyler söylenebileceği        düşünceleri gibi ) ve cinsel düşüncelerdir ( gözünün önüne tekrarlayarak        gelen cinsel görüntülerdir).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişi mikrop bulaşmasın diye sık sık el yıkayabilir , ellerini , vücudunun        diğer bölgelerini deterjanlarla yıkayıp , cildine zarar verebilir , her        gün temizlik yapıp , herkesi kendi kurallarına uymaya zorlayabilir,        ibadetlerini tam olmuyor veya yanlış yapılıyor diyerek tekrar tekrar        yapabilir , belli yerlere basmadan yürümeye çalışıp , yolunu uzatabilir ,        yakınlarının veya kendisinin basına kotu bir şey geleceğini düşünerek ,        ilgisiz bir takım şeyleri yapmaya kendisini zorlayabilir ( terlikler düz        durmaz ise esinin öleceği , kapıdan dışarı çıkmadan 7 kez duvara dokunmaz        ise evde bir terslik olabileceği gibi ) , bir şeyi yapıp yapmadığını ,        olup olmadığını defalarca başkasına sorma gibi , kendini üzen bir        düşüncenin etkisini gidermek için ısrarla dua etme veya başka bir şey        düşünme ihtiyacı gibi durumlar gözlenebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Ne sıklıkta görülür?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      %1-1,8 arasında görüldüğü saptanmıştır.Hafif şekilleri de dahil olmak        üzere hayat boyu rastlanma orani %5,9 olarak bulunmuştur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Obsesif kompulsif bozuklukta başlangıç yaşı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle ergenliğin başlangıç yaslarında baslarken çocukluk yaslarında        da başlayabilmektedir. Hastaların üçte ikisinde belirtiler 25 yasinden        önce baslar.% 15 ten az vakanın ise 35 yas sonrasında başladığı        saptanmıştır. Ortalama başlangıç yası 20 olup, erkeklerde ortalama 19,        kadınlarda ise ortalama başlangıç yaşı 22 olarak saptanmıştır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kalıtımın rolü var mıdır ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir        rahatsızlığa rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalık nasıl başlamakta ve sürmektedir ?&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Yarıdan fazla kişide belirtilerin aniden başladığı gözlenmiştir. % 50-70        hastada yakınmaların gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir        akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başladığı gözlenmiştir.        Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar gösterdiği        gözlenmiştir. Alevlenmelerde stresin etkisinin olabildiğinden        bahsedilmektedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-1523763831931820053?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/1523763831931820053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=1523763831931820053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1523763831931820053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1523763831931820053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/obsesif-kompulsif-bozukluk.html' title='Obsesif Kompulsif Bozukluk'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6591278584885134923</id><published>2008-06-29T04:15:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:15:22.230-07:00</updated><title type='text'>Karşılık beklemeden yapılan iyilikler- Philemon ve Baucis’in öyküsü</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       Karşılık beklemeden yapılan iyilikler- Philemon ve Baucis’in öyküsü:       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Günlerden bir gün Zeus, oğlu Hermes ile kılık değiştirip, Olimpostan aşağı        inerek, ülkemiz topraklarında yer alan eski Frigya bölgesinde( Ege        bölgemizin iç kısımları,Güney Marmara ile İç Anadolu Bölgemizin batısı        arasında kalan eski yerleşim alanı) dolaşmaya çıkmışlar. Amaçları        insanları sınamak, birbirlerine karşı yaklaşımlarını ve sahip oldukları        zenginlikleri nasıl değerlendirdiklerini daha yakından görmekmiş. Bu iki        yolcuya kimse gereken ilgiyi göstermemiş, güleryüzle davranmamış, misafir        olarak kabul etmemiş, selam bile vermemişler. Sadece yaşlı Philemon ve        karısı Baucis kıt kanaat geçinmelerine karşın onları evlerine davet        ederek, dostça karşılamışlar. Kim olduklarını bilmeden, bu değerli        misafirlerin önlerine sıcak çorbalarını getirmişler, sofralarını        paylaşmışlar. İki misafir zengin komşularının soğuk ve umursamaz        davranışlarına karşın, parasal açıdan yoksul, ancak sevgice varsıl bu iki        güzel insanın içten ve şirin davranışları karşısında çok etkilenmişler.        Zeus ve Hermes “ bizler ölümsüzlerdeniz, siz ölümlülerin arasına girerek        sizleri sınavdan geçirmek istemiştik. Bu sınavı sadece siz kazandınız.        Diğerleri ise bencillikleri, taşkalplilikleri ve saygısızlıkları nedeniyle        bu sınavı kaybettiler. Tabii ki sapla samanı ayıracağız. Biz şimdi        gidiyoruz , siz ikiniz de bizim ardımızdan gelin” demişler. İki yaşlı        insan bu sözler karşısında şaşkına dönmelerine rağmen, bu iki yabancıyı        izleyerek, düşe kalka dağ yolundan yukarıya çıkmaya başlamışlar. Bir parça        soluklanmak için durdukları anda,büyük bir gürültü ile yerlerinden        sıçramışlar. Sesin geldiği yöne baktıklarında daha önce evlerinin        bulunduğu toprakların su altında kaldığını, evlerin yıkıldığını,        insanların ne olduğunu anlayamadan boğulduğunu üzüntü içinde görmüşler.        Bir süre sonra baraka şeklindeki kendi evlerinin, mükemmel bir yapı haline        geldiğini görmüşler. Zeus bu yardımsever insanlara dileklerini sormuş.        Onlar da doğup büyüdükleri topraklardan uzaklaşmak istemediklerini, bu        kutsal yapının koruyuculuğundan başka bir şey istemediklerini ifade        etmişler. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Aradan geçen yıllar boyunca        birbirine sevgi ile davranmaya devam eden bu iki insan doğal olarak daha        da yaşlanmış. Philemon gençliklerinden bu yana yaşadıkları tatlı anılardan        bahsederken, karısı Baucis’in yüzü, elleri ve tüm vücudunun değişerek,        saçlarından yaprakların, parmaklarından dalların, ayaklarından da köklerin        çıktığını görerek hayrete düşmüş. Aynı görüntüyü Baucis de sevgiyle        bağlandığı kocası Philemon da görmüş. Birbirlerine gülümseyerek, veda        etmişler aynı anda , birbirlerinden ayrı kalmadan tam bir ağaca        dönüşmüşler. Baucis sıcak kış günlerinde içimizi ısıtan ıhlamura; Philemon        ise gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe ağacına dönüşmüş. Ve insanlara        faydalı olmaya devam etmişler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sevgili dostlar, atalar “iyilik yap, denize at, balık bilmezse, halik        bilir” demişler. Aslına bakacak olursanız insanlar zayıf yaratıklardır.        Hepimiz bir başkasına çeşitli nedenlerle gereksinim duyarız. Her din        insanlara yardımlaşmayı ve sevgiyle yaklaşmayı öğütlemiştir. Başkalarına        yardım ederek kendinizle gurur duyabilir , onların gözlerindeki sevgi        ışıltılarını kendi gözlerinize de kopyalayarak, dünyaya daha farklı        bakmaya başlayabilirsiniz. Bu şekilde çevrenize yaydığınız pozitif enerji        ile hem daha çok sevilecek, hem de negatif enerji yükünden uzaklaştığınız        için daha genç kalacak ve sağlıklı olacaksınız.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Empati kişinin kendisini başkaları yerine koyabilmesi, onların neler        hissettiklerini anlayabilmesi ve ona uygun bir şekilde davranabilmesidir.        Kişilik bozuklukları durumunda empati sorunu yaşanmaktadır. Kişiler ne        olursa olsun, kendilerinin haklı olduklarını düşünür ve karşılarındakini        suçlu ya da hatalı bulurlar. Bu nedenlerle çevrelerindekileri incitir ya        da hoşgörü ile yaklaşamazlar. Çevrelerindeki maddi ve manevi her şey,        sadece kendileri içindir. Bu davranışlar aile içinde öğrenilerek, nesilden        nesile aşılanır. Arkadaşlar arasında benzer şekilde yerleşerek, ortak bir        bakış açısı halini alır. Sonuçta toplum kirlenir, çürümeye başlar.        Çocuklarınızın ve torunlarınızın daha sorunsuz yaşaması, mutlu ve onurlu        olması için herkes kendini düzeltsin, yarın artık bugündür. Hepimizin        empatimizi günden güne geliştirerek , daha sempatik bir toplum haline        gelebilmemiz dileklerimle, sevgiyle kalın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6591278584885134923?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6591278584885134923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6591278584885134923' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6591278584885134923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6591278584885134923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/karlk-beklemeden-yaplan-iyilikler.html' title='Karşılık beklemeden yapılan iyilikler- Philemon ve Baucis’in öyküsü'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-5413232947095036312</id><published>2008-06-29T04:14:00.008-07:00</published><updated>2008-06-29T04:15:02.950-07:00</updated><title type='text'>Hiç bir şey göründüğü gibi değildir-Europa ile Zeus’un kavuşması</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hiç bir şey göründüğü gibi değildir-Europa ile        Zeus’un kavuşması: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Günümüzde olduğu gibi, o zamanlarda da bütün kadınlar güzel,duygusal ve        hassasmış. Hepsi bir yana, bunlardan bambaşka sevimlilikte bir Europa adlı        kız varmış. Ancak bu sevimliliğinin çevresindekileri etkileyip, boş yere        ümit vermemesi için erkeklerle arasına kabul edilebilir ölçüde mesafe        koyarak kendi dostları arasında mutlu bir şekilde yaşarmış. Zeus bu        sevimli kıza gönlünü kaptırmış. Gelin görün ki, mitolojik bir tanrı da        olsa Europa’nın yanına yaklaşması ile, Europa onun yanından uzaklaşırmış.        Fakat mitolojide çareler tükenmez. Zeus keskin zekasını konuşturarak,        kendini herkesin seveceği uysal bir boğa şekline sokmuş. Doğruca        Europa’nın yaşadığı yemyeşil kırlara gitmiş. Europa ve birbirinden sevimli        kız arkadaşlarının yanına yumuşakbaşlı bir şekilde yaklaşmış. Boğa        görünümündeki Zeus Europa’nın yanına gelince durmuş ve ona adeta beni sev        diye bakmış. Boğa şeklindeki Zeus adeta bir kedi gibi davranarak,        kuyruğunu neşe ile sallayıp, yere çökmüş. Europa da arkadaşlarına “ haydi        gelin, bu tatlı hayvanın sırtına binerek kırlarda gezelim, o kadar uysal        ki, sanki bir kuzu gibi , üstüne üstlük hepimizi sırtına alabilecek kadar        da güçlü” diyerek eğilmiş olan hayvanın sırtına binmiş. Arkadaşlarının        yanına gelmesini beklerken, az önceki o yumuşak boğa bir anda yerinden        fırlayarak, müthiş bir hızla koşmaya başlamış. Arkadaşlarının şaşkın        bakışları arasında, bir anda Europa korku ve hayret içinde boğanın        sırtında ne yapacağını şaşırmış, adeta dili tutulmuş. Kımıldayamaz halde,        ne bir şey söyleyebilmiş ne de ağlayabilmiş. İşin ilginç yanı boğa,        karanın bittiği yerde deniz üzerinde de koşmaya başlamış. Bir süre sonra        boğa görünümündeki Zeus ve güzel Europa tekrar bir adadan karaya        çıkmışlar. O zaman Zeus gerçek görünümüne bürünmüş. Europa’ya sevgisini        açıklamış. Birlikte güzel günler yaşamışlar. Akıllı ve güzel çocuklar        dünyaya getirmişler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Başlangıçta bize soğuk gelen, ilginç gelmeyen nesneler, kişiler ve olaylar        eğer onlara farklı bir gözle bakarsanız güzel ve zevkli hale gelebilir. Bu        şekilde hayatımızı daha mutlu bir hale getirebiliriz. Tam tersi bazen de        olayların içine sonunu düşünmeden dalarız. Bize çok uygun ve karlı        görünür. Oysa bazen gerçekler göründüğünden farklıdır, gerçeklikten uzak ,        romantik, ayakları yere basmayan duygusal ya da maddi yatırımlar pahalıya        malolabilir. O yüzden önyargı ile hareket etmek ne denli uygunsuzsa, aşırı        beklentili olmak ve sınırsız davranışlar da o derece zarar verici        olabilir. Yani görünüşe aldanmamak gerekir. Bu nedenle hiçbir durum ya da        kişi hali ya da tavrı nedeniyle küçümsenmemelidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir de tabii ki, Zeus gibi eğer bir hedefe kilitlenmişseniz o işi        başarırsınız. Karar verip başlamak, o işi yapmanın yarısıdır. Belli bir        süre bir işi yaptıktan sonra motivasyonunuz azalabilir. Motivasyonunuzu        yenileyip,kuvvetlendirmek için sık sık geleceğe yönelik hayaller        kurmalısınız. Kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapmalısınız. Tekdüzeliği        kıracak farklılıklar oluşturmalısınız kendinizde ve çevrenizde. Tabii gene        Zeus gibi ne yaparsanız yapın aktif olacaksınız, oyuncu olmaya        çalışacaksınız olabildiğince, seyirci değil. Direksiyon sizde olacak. Ne        yaparsanız yapın sorumlusu siz olacaksınız. Kurda sormuşlar boynun niye        kalın diye, kendi işimi kendim görürüm demiş. Siz de hayatınızın dümencisi        olun ve kendinizi olayların akışına bırakmayın ki, hayatı onurla yaşayın.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Son söz olarak Europa’sına yani Avrupa’ya Zeus aklını kullanarak        kavuşuyor. Zeus kendisi ile barışık, çalışıyor, üretiyor, kendine        güveniyor. Biz de önce kendimizin daha insancıl, mutlu ve adaletli bir        toplum olmamız için kendimize çekidüzen vererek, kendimizden başlayarak        daha sağduyulu, ince, kendimizi başkalarının yerine koyabilir , kendimize,        çevremizdekilere, yasalara ve doğaya saygılı davranırsak, daha çok        üretirsek Zeus haline gelebiliriz. Sadece kendimizin daha iyi ve üretken        bir toplum olmamız bizi doğrudan Avrupa’ya sokacaktır.. Tanzimat        fermanından beri peşinde koştuğumuz sevgiliye.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/miteuropa.htm#top"&gt; &lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/arrow_up_red.gif" border="0" height="20" width="15" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-5413232947095036312?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/5413232947095036312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=5413232947095036312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5413232947095036312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5413232947095036312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/hi-bir-ey-grnd-gibi-deildir-europa-ile.html' title='Hiç bir şey göründüğü gibi değildir-Europa ile Zeus’un kavuşması'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-5625624565378877594</id><published>2008-06-29T04:14:00.007-07:00</published><updated>2008-06-29T04:14:44.009-07:00</updated><title type='text'>Prometheus ve ateşin insanlığa kazandırılmas</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Prometheus ve ateşin insanlığa kazandırılması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Prometheus ve kardeşi Epimetheus mitolojide titanlar olarak adlandırılan        insan ya da mitolojideki tanrılardan olmayan yaratıklarmış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Prometheus balçığı kullanarak insanı meydana getirmiş. Ancak ilk dünyaya        ayak basan insan o denli zayıf, güçsüz ve çaresizmiş ki her şeyden        korkuyor, doğadaki tüm yırtıcı hayvanlara yem olmaktan kurtulamıyormuş.        Ayrıca ne bulursa meyve, sebze, bitki kökleri ve çiğ et şeklinde lezzetsiz        dahi olsa yemek zorunda kalıyormuş. Kışları karanlık mağaralarda titreye        titreye yaşamaya çalışıyormuş. Başlangıçta Prometheus eserinin bu şekilde        güçsüz olacağını, heba olacağını düşünememiş olduğundan hemen duruma        müdahale etmiş. İnsanlar akıllarını kullanmalılarmış, tıpkı kendisi gibi.        Ancak bunun için kendisinin, ne pahasına olursa olsun son bir yardımının        gerekli olacağını düşünmüş. Ateşi ve dolayısı ile uygarlığı insanlığa        kazandırarak ...&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Prometheus bir volkanın içinde yaşayan ateşi kullanarak madenleri eritip,        oluşturan becerikli tanrı Hephaistos’un yanına gelmiş. Onun sahip olduğu        ateşten bir kıvılcım alarak, ateşi insanlara ulaştırmış. Ancak bu olaydan        sonra insanlar tanrıları dikkate almamaya, tapınmamaya, saygısızlık        etmeye, kibirli olmaya başlamışlar. Bunun üzerine Zeus kendisinden        habersiz olarak ateşi çalıp, insanlara veren ve onların dünyaya , diğer        canlılara ve tanrılara saygısız olup, dünyayı yaşanmaz hale getiren bu        canlıların mimarı Prometheus’a çok kızmış. Kafkas dağlarının tepesinde        yalçın kayalıklara zincirler ile bağlatmış. Kışın ve gecenin soğuğu bir        yandan, yazın sıcağı bir yandan Prometheus burada bağlı olarak kalırken,        bunlara ek olarak her gün bir kartal gelerek Prometheus’ un ciğerini didik        didik ederek yiyormuş. Zeus kendisinin reva gördüğü bu işkenceye daha        fazla dayanamayıp, Prometheus’u affederek, Olimposa ölümsüzler arasına        almış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tarihin her döneminde birileri kendilerinden sonrakiler için kendilerini        feda etmişlerdir. Sadece kendilerinden sonrakileri de değil, kendi        eserleri için de kendilerini korkmadan ileri sürmüşler , haklarını        savunmuşlardır. Nitekim Namık Kemal bir dizesinde ....Usanmaz kendini        insan bilen halka hizmetten demiştir. Atatürk Çanakkale Savaşları        sırasında düşman kuvvetleri karşısında çok zayıf oldukları bir mevkide        askerlerine ...size ölmeyi emrediyorum demiştir. Kendimizden sonrakilerin,        çocuklarımız ve torunlarımızın bizim yaşantımıza göre daha iyi bir şekilde        yaşamaları ( bizim dedelerimizden daha iyi koşullarda yaşadığımız gibi),        bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmemeleri için biz de var gücümüzle        çalışıp, birbirimize sevgiyle yaklaşarak onlara daha güzel ve barış içinde        bir dünya bırakmalıyız. Bu dünyanın ve ülkemizin Prometheuslara ihtiyacı        var.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      O günden sonra insanlar daha iyi beslenerek, daha sıcak ortamlarda kalarak        ve uygarlıklarını yükselterek bu günlere gelebilmişler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-5625624565378877594?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/5625624565378877594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=5625624565378877594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5625624565378877594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5625624565378877594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/prometheus-ve-atein-insanla-kazandrlmas.html' title='Prometheus ve ateşin insanlığa kazandırılmas'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2847682518587031144</id><published>2008-06-29T04:14:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:14:31.486-07:00</updated><title type='text'>Niobe ve kibirli davranışların sonuçları</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Niobe ve kibirli davranışların sonuçları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Niobe Lidya kralı Tantalos'un kızı imiş. Babası gibi aşırı gururlu ve        kibirli bir karakteri olan prenses , altı kız altı erkek olmak üzere on        iki çocuk sahibi olmakla övünürmüş ( tabii o zamanlar enflasyon falan yok,        insan sayısı da az, bolluk içinde her yer, çocuk okutma ev alma derdi        yok). Tabii ki her anne çocukları ile övünür ancak Niobe çevresindeki        diğer anneleri de kendinden aşağı görürmüş, onların çocuklarını kendi        çocuklarından daha az sayıda ( şimdiki genel tavrın aksine) ve çirkin diye        küçümsermiş. Bu aşağılamadan Artemis ve Apollon'un annesi Leto da nasibini        almış. Prenses Niobe « Benim on iki tane birbirinden akıllı ve birbirinden        güzel çocuğum var. Benim ve soyumun geleceği garanti altında, birine bir        şey olsa diğerleri varlığımızı sürdürür »diye düşünüyormuş. « Leto da        kimmiş, onun sadece iki çocuğu var, onun dişiliği bu kadar diyormuş (        sevgili mankenlerimiz o dönemlerde yaşasalardı işsiz kalmışlardı demek        ki). Leto bu sözlere çok üzülünce , durumu çocuklarına söylemiş. Apollon        ve Artemis de bu durum karşısında Niobe'nin tüm çocuklarını oklarıyla        öldürmüşler. Niobe onların cansız vücutları başında o denli üzülüp ağlamış        ki, gözlerinden kanlı yaşlar dökülmüş. Artık daha fazla ağlayamayan, adeta        buz kesilen Niobe , Zeus'a bu acıdan kurtulmak için kendisini taşa        çevirmesi için yalvarmış. Zeus da onu kayaya çevirmiş. Manisa ilimiz        sınırlarında bu boynu eğik kadın şekilli kayayı görebilirsiniz, ister        inanın ister inanmayın bu kayanın bir tarafı yılın hangi mevsimi, günün        hangi saati olursa olsun nemlidir, adeta sessizce akan gözyasları gibi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İnsanlar sahip oldukları kültürel, manevi, sosyal değerleri, kişilik        yapıları ile ön plana çıkmalıdırlar. Kibir insanı kemiren olumsuz        özelliklerden biridir. Kırkpınar güreşlerinde pehlivanlara şöyle        seslenilir ‘ alta düştüm diye yerinme, üste çıktım diye sevinme’. Hayatta        her an her şey olabilir. Daima kafamızın üzerinde bir saç teline asılı        duran kılıç olduğunu düşünmemiz gereklidir. ( Demokles’in kılıcı). Kimin        ne zaman ne olacağı belli olmaz. Varsıllar ( maddi ve manevi olarak tüm        yetileri, kendilerine ait olan şeyler yönünden) sahip olduklarıyla        böbürlenerek, diğer insanları eksiklikleri ya da yoksullukları nedeniyle        küçümsememeli, yoksullar ( maddi ve manevi tüm sahip olunan özellikler        şeklindeki bir yoksulluk) da kendilerinden, gelecekten ve hayattan ümit        kesmemelidir. Her insan kendi başına bir zenginliktir. Her insandan        mutlaka öğrenebileceğimiz bir şeyler vardır ( örnek almak ya da almamak        yoluyla). En büyük zenginlik, çevresine ışık saçıp bundan haz duyulan        kültürel zenginliktir. Daha iyi bir toplum olmamız birbirimizi daha iyi        anlamamıza, tanımamıza, sevgi ve anlayışla yaklaşmamıza bağlıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2847682518587031144?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2847682518587031144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2847682518587031144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2847682518587031144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2847682518587031144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/niobe-ve-kibirli-davranlarn-sonular.html' title='Niobe ve kibirli davranışların sonuçları'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-5925751541590815495</id><published>2008-06-29T04:14:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:14:18.603-07:00</updated><title type='text'>Mitolojide narsisizm</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Mitolojide narsisizm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eski Yunan mitolojisine göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı.        Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların        kontrolünden , davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar        insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü        aktaracağız.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel        bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos        adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık        olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının        yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara        sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri        kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu        cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki        Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan        su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun        güzelliğini görür. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında        adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek        kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne        su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden        güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir.        Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. İşte narsisistik        kişilik bozukluğu olan kişiler de bu şekilde kendilerine aşık, hep önde        olmak, en gözde olmak isteyen, başkalarının düşünce ya da isteklerine        gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine        ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi        erirler, çökerler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-5925751541590815495?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/5925751541590815495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=5925751541590815495' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5925751541590815495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5925751541590815495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/mitolojide-narsisizm.html' title='Mitolojide narsisizm'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6508154047451677104</id><published>2008-06-29T04:14:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:14:08.367-07:00</updated><title type='text'>Mitolojide kadının yaratılışı</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Mitolojide kadının yaratılışı: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mitolojide ölümlüler ( yani insanlar) ve ölümsüzler ( yani tanrılar)        birarada yaşamaktaymış. Ancak insanlar o dönemde sadece erkeklerden        oluşmakta imiş. Tanrılarla o denli laubali olup, sınırsız olmuşlar ki Zeus        bu şımarık, ters, ahlaksız , kaba , kendini akıllı ve güçlü sanan aptallar        ordusuna, kendilerini hale yola soksun ve incelsinler diye az çok vücutça        kendilerine benzeyen ama aslında kendilerinden çok farklı, bir varlık        gönderdi"kadınlar".&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zeus sanatkar bir tanrı olan ve dahice eşyalar yapan bir tanrı olan oğlu        Hephaistos 'a bu işi havale etti. O da toprak ve suyu çamur haline        getirerek, kadın şeklini oluşturdu. Kalbine başkalarına uzaktan hoş ,        parıltılı, göz alıcı , büyüleyici romantik ; yakınına gidince ise "dışı        seni, içi beni yakar" türünden kor halinde ateş yerleştirmiş. Tüm tanrı ve        periler ona o kadar çok özellik, güzellik ve hediyeler vermişler ki adı        Pandora ( tümüyle armağan) olmuş. Afrodit ona vücut modelini ve        güzelliklerini , Athena ince ve süslü elbiseler ve bunları giyme hevesini,        Hermes ise onun kalbine ihanet , kıskançlık ve aldatıcılık tohumlarını        atmış. Zeus ise onu insanlar arasına göndermeden önce bir kutu vererek, bu        kutuyu kendisi izin vermeden açmamasını söylemiş. O yeryüzüne        gönderilirken ,ateşi dolayısı ile aklı tanrılardan çalarak, insanlara        kazandıran Prometheus'un kardeşine yollanmış. Bu sırada Prometheus        kardeşini uyararak, Zeus'un göndereceği hediyeyi almamasını, aksi takdirde        bu varlıklara uygun davranılmadığında ,yeryüzünde bu varlıkların        intiharlar, katliamlar ve savaşlara yol açacağını söylemiş. Ama        Prometheus' un kardeşi gördüğü güzellik karşısında her şeyi unutarak, onu        erkeklerin dünyasına götürmüş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu güzellik abidesi de yeryüzüne indiğinde içindeki merağı yenememiş.        Açılması yasak olan kutuyu açıvermiş. Kutu açılır açılmaz içinden acı,        şehvet, yalan, ihanet vb. her türden dert bir anda tüm dünyaya        dağılıvermiş. Bu sırada olayın korkunç şokundan kurtulabilen Pandora hemen        kutunun kapağını kapatabilmiş , ancak kutunun içinde sadece ümit hissi        kalabilmiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Güzellikler kişiler kendi sınırlarını bilip, sevgi karşılıklı hissedilerek        olgunluk ve güven ile süslenirse , ayakları yere basar , gerçeklerle        bağdaşırsa anlam kazanır. Ancak bu güzelliklerin ardında başka olumlu        özellikler ve iç güzelliğin varlığına bakmadan dışsal görünümün büyüsüne        kapılmak kişinin kendi ve çevresi için sorunlara yol açabilir. Nice        beraberlik ve evlilikler kişilerin birbirlerini gerçek anlamda tanımadan        ya da birbirlerine gerçek yüzlerini göstermemeleri, maskeler taşımaları        nedeni ile çökmektedir. Kişiler gerçek yüzler ortaya çıktığında        aldatıldıklarını ve kullanıldıklarını düşünerek depresyonlara,        intiharlara, cinayetlere, evlilik dışı ilişkilere ya da alkolizme        yönelebilmektedirler.Önemli olan dıştaki cilaya aldanmayıp, içte durmakta        olan umudu, sevecenliği, manevi güzellikleri yakalayıp rezil olmadan        vezirliğin tadına varabilmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6508154047451677104?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6508154047451677104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6508154047451677104' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6508154047451677104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6508154047451677104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/mitolojide-kadnn-yaratl.html' title='Mitolojide kadının yaratılışı'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3536258243622855127</id><published>2008-06-29T04:13:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:13:56.192-07:00</updated><title type='text'>Mitolojide Hypnos ve günümüzde hipnozun kullanımı</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Mitolojide Hypnos ve günümüzde        hipnozun kullanımı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hypnos uyku tanrısı olarak tanınmıştır. Kardeşi ölüm tanrısı olan        Thanatos’tur. Anneleri gece (nyx) dir. Uyku tanrısı çok eski dönemlerde        Anadolu'da da yaşadıkları düşünülen Kimmerler’in ( beyazperdede ve çizgi        romanlarda canlandırılan Conan'ın kavmi) yaşadıkları yerlerde ulu bir dağ        eteğindeki büyük bir mağarada yaşarmış. Burası loş, gürültüden uzak,        dinlendirici bir yermiş. Mağara çevresindeki bazı doğal bitkilerden        yayılan gevşetici, rahatlatıcı ve uyku getirici kokular geceleri buradan        tüm dünyaya yayılarak insanların uykusunu getirirmiş. İnsanlar da bu        durumun sonucunda, günlük stres ve yorgunluklarının vücutları üzerindeki        olumsuz etkisini gideren , vücut hücrelerini yenileyen , kendilerini güzel        diyarlara götüren rüyalara dalarlarmış. Bu mağaranın içinden akan bir yer        altı suyunun sesi de uyku tanrısını uyuturmuş. Mitolojiye göre tanrıça        Hera Zeus ile Çanakkale ili sınırlarımızda yer alan Kazdağı ( mitolojideki        İda dağı)nda aşk yapmak istemiş. Ancak Zeus Hera’ya karşı çok yakınlık        göstermemiş. Tanrılar arasında en kıdemlisi olup, sürekli olarak çalışma        temposu içinde olan Zeus ise Hera'yı pek dikkate almıyormuş. Bunun üzerine        Hera Hypnos'tan yardım istemiş. Hera Hypnos’a rüşvet vererek ( rüşvetin ne        olduğunu sormayın !) onu ikna etmiş. Hypnos Zeus'u uyutmuş ve uykulu iken        de Hera Zeusu ikna etmiş. O gün gönülsüz olarak Hera'yla birlikte olan        Zeus sonraları şiddetli geçimsizlik sonucu evini ihmal etmiş, mutluluğu        evi dışında aramaya başlamış. Sıkça yaşadıkları tartışmalar çevrelerinin        de huzurunu kaçırmış, Zeus başka kadınlarla zaman geçirmiş, Ares adlı (        savaş tanrısı) şiddet yanlısı bir çocukları olmuş ve dünya şiddetten,        savaştan kurtulamamış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hera zoraki ve hile ile istediğini elde etmiş etmesine ama mutsuzluk        peşini bırakmamış. Tanrıça da olsa mutsuzluk sonucu sinir krizleri        geçirip, çevresinde sorunlar çıkararak yaşayıp, sevgiden nasibini        alamamış, eşini hep başkaları ile paylaşmak zorunda kalmış. Zeus ise bu        davranışlarının sonucunu savaşlar, rüşvetler, ihanetler içinde yüzen bir        dünyanın sorumlusu olarak ödemiş. Sizin mutluluğunuzun başkalarının        mutsuzluğu üzerine kurulmamış olmasına dikkat edin. Rüşvet , yalan dolan,        hile hurda ile yapılan işler elbet bir gün sahibini açığa çıkartır. Yanlış        hesap Bağdat’tan döner demişler. Rüşvet toplumu çürütür. Alınan çorba        paraları bir gün çocuklarının ilaç parası haline gelir. Kıssadan hisse,        sonuçta zorla güzellik olmaz, yaptığınız küçük gibi görünen hileler büyük        sorunlara yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hipnozun psikiyatride kullanımına gelince aslında her toplumda çok eski        çağlardan beri bilinmektedir. Dinsel ayin ve törenlerde grup hipnozu        seklinde şaman törenlerinden , kızılderili büyücülerinin törenlerine dek        kullanılmıştır. Çizgi romanlarda (Mandrake) da hipnoz konu edilmiştir.        Hipnoz ile kişinin bilinçaltında bulunup, kişiyi rahatsız eden pek çok        sorun giderilebilmektedir. Kişi bu esnada yaptıklarının farkında        olabilmekte ve isteği dışında bir şey yaptırılamamaktadır. Psikiyatride        kullanım alanları dissosiyatif kimlik bozukluğu ( çoğul kişilik) ,        dissoyatif amneziler (büyük unutkanlıklar), fobiler , panik bozukluk, bazı        beğenilmeyen alışkanlıkların (sigara, aşırı yemek yeme gibi)        bırakılmasında kullanılmaktadır. Herkes hipnoz olamayabilir. Özellikle        geçmişlerinde fiziksel, duygusal ya da cinsel travmaların olduğu kişilerde        hipnoz kolay gerçekleşmektedir. Hipnoz modern tıbbi anlamda ilk kez Jean        M. Charcot tarafından 1882 ‘de Fransız Bilimler Akademisinde yaptığı        bilimsel bir sunum ile dünyaya tanıtılmıştır. Onun öğrencisi olan Pierre        Janet ise, hipnoz ile çoğul kişilik vakalarının tedavisindeki başarısı ile        psikiyatri dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3536258243622855127?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3536258243622855127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3536258243622855127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3536258243622855127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3536258243622855127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/mitolojide-hypnos-ve-gnmzde-hipnozun.html' title='Mitolojide Hypnos ve günümüzde hipnozun kullanımı'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3730680696144102741</id><published>2008-06-29T04:13:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:13:42.334-07:00</updated><title type='text'>Mitolojide haksızlık, hainlik ve terbiyesizliklere verilen cezalar</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Mitolojide haksızlık, hainlik ve        terbiyesizliklere verilen cezalar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tantalos'a verilen ceza:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tantalos şu anda Manisa , Muğla, İzmir illerimizle sınırlı olan eski Lidya        ülkesinin kralı imiş. Aynı zamanda Zeus'un da , o bölgede yaşayan en güzel        kızlardan Plouto'dan doğmuş oğullarından biri imiş. Zenginliğin verdiği        bir şımarıklık ve Zeus'un oğlu olmasının getirdiği bir büyüklük ve        çevresini alaya alma şeklinde davranışları varmış. Sürekli olarak        entrikalar çeviriyor, tanrılardan duyduklarını insanlara aktararak düzeni        bozuyor, Zeus ve tanrıların birlikte yemek yediği tanrılar sofrasından        tanrısal içeceği çalıyor, adeta her türlü kötülüğün altından çıkıyormuş.Tantalos        kantarın topuzunu o kadar kaçırmış ki , oğlunu öldürerek tanrılara onun        etiyle yemekler yapmış. Bu vahşi davranışlara çok öfkelenen Zeus        Tantalos'a çok ağır bir ceza vermiş. Tantalos cezasını çekmek üzere        getirildiği bu yerde acıktığında başının hemen üzerinden sarkan çok güzel        asma yaprakları arasındaki üzümlere uzandığında salkımlar bir anda onun        ulaşamayacağı bir yüksekliğe çekiliyor; susadığında su içmek için        eğildiğinde daha önce çenesine dek su içindeyken, su toprağın içine        çekiliyormuş. Sonuçta yaşamak için her türlü olanağa sahipken, bu        nimetlerden faydalanamadan , yaptıklarının cezasını çekiyormuş. Tantalos        gibi sahip olduklarının kıymetini bilmeden , onursuzca yaşayanlar,        kendilerinden beklenen olgun davranışları göstermeyenler, insanlar        arasında sorunlara yol açan kişiler er geç cezalarını bulurlar.Kısa vadede        bir şeyler kazansalar bile önce, sahip oldukları maddi birikimlerini        kaybederler sonra onurlarını ve en sonunda hayatlarını . Kişilerde sadece        kendileri zevkleri için başkalarının can ve mal güvenliklerini hiçe        sayarak yasadışı davranışlarda bulunma, hayati tehlikeler içeren eylemlere        fütursuzca atılma, çevresindekileri aldatma, trafikte suç işleme,        uyuşturucu madde kullanıp satarak , insanları zehirleme, hırsızlık ve gasp        suçlarına karışan kişiler psikiyatride antisosyal kişilik bozukluğu olarak        tanınırlar. Bu kişiler daha çocukluk yaşlarından itibaren aile ve        çevrelerinden fiziksel, duygusal ve bazen cinsel tacizler yaşamış, düzenli        aile ilişkileri olmayan kişilerdir.Cezaevleri olağan mekanlarındandır.        Erken yaşta yasadışı ya da tehlikeli işler nedeniyle hayatlarını        kaybederler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Su testisi su yolunda kırılır derler. Sahip olduklarımızın kıymetini        bilelim, kendi eşimizin, işimizin, çocuklarımızın, ailemizin, vücudumuzun        ve içinde yaşadığımız şehrimizin. Çocuk esirgeme kurumlarındaki çocukları        daha bebekliklerinde ziyaret edelim , onlara az da olsa içimizde doğal        olarak bulunan sevgimizden verelim, onların ileride sevgiden uzak kişiler        olmasına engel olalım.Ruhumuzdan ve çevremizden Tantalosvari davranışları        , kendimize hakim olarak ve kendimizi başkalarının yerine koyarak        uzaklaştıralım, mutluluğumuza kendimiz de katkıda bulunalım.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Sisyphus'a verilen ceza:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sisyphus o döneme dek yaşayan insanların en akıllısı olarak bilinirmiş.        Kendisine danışmaya ve yardım istemeye gelen kişilere, pratik zekası ile        enfes çözümler sunarmış. Bir gün ölüm tanrısı Thanatos Sisyphus'u        yakalayıp, ölüler alemine götürmek istemiş. Ancak bu olayın tersi        gerçekleşmiş ve yakalanan Thanatos olmuş. Ölüm tanrısı ortalıktan        kaybolunca kimse ölmemeye başlamış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu dünyanın tüm dengelerinin değişmesi demekmiş. Zeus olaya el koyarak        Sisyphus'u yakalatmış. Ancak Sisyphus yeraltı tanrısı olan Hades'i de        kandırarak, tekrar dünya üzerine dönmüş. Aradan gecen uzun yıllara rağmen        söz verdiği gibi yeraltına dönmeyen Sisyphus'u tanrıların emir eri olarak        bilinen Hermes, Hades'e teslim etmiş. Sisyphus ise doğanın dengesini        bozmaktan cezaya çarptırılmış. Cezası yaklaşık kendi boyundaki bir kayayı        bir tepeye çıkartmakmış. Ancak tam bu yüksekliğe çıkınca kaya tekrar        aşağıya yuvarlanıyormuş. Bu olay sürekli olarak tekrarlanıyormuş.        Sisyphus'un cezası deyimi bati dillerinde bitip tükenmek bilmeyen işler ve        olaylarla ilgili olarak kullanılmaktadır. Mutluluklar başkalarının        mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Doğanın denge , düzen ve temizliğinin        başkasının ve bugünümüzün yararına olsa bile değiştirilip, tahrip        edilmesi, ileriki yıllarda ve bizden sonraki nesillerin çok zor durumlar        içine düşmesine yol açacaktır. Sisyphus'un kayasını ne biz, ne        çocuklarımız, ne ülkemiz, ne de tüm insanoğlu çeksin, birbirimize,        çevremize ve doğaya saygı duyalım, en azından bundan sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3730680696144102741?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3730680696144102741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3730680696144102741' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3730680696144102741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3730680696144102741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/mitolojide-hakszlk-hainlik-ve.html' title='Mitolojide haksızlık, hainlik ve terbiyesizliklere verilen cezalar'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-484208689353648554</id><published>2008-06-29T04:13:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:13:28.171-07:00</updated><title type='text'>Mantık ve sevgi birlikteliği- Psyche ve Eros:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Mantık ve sevgi birlikteliği-        Psyche ve Eros:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Öykümüz şu anda Aydın ilimiz sınırlarında bulunan Milet antik kenti        krallığında geçmektedir. Milet kralının bir kızı o kadar güzeldir ki,        Afrodit onu çok kıskanarak, yok etmek istemiş. Oğlu Eros'a « benim gibi        bir tanrıça ile ölümlü bir kızın güzelliğini kıyaslıyorlar. Git ve o kızı        bir canavarla evlendir, öyle zorluklar çekip, yıpransın ki bana rakip        olamasın» demiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eros annesinin yanından Olimpos'tan inerken Psyche'nin kalbine atacağı ok        ile onu bu canavara aşık etme düşüncesindeymiş. Ancak evdeki hesap çarşıya        uymamış. Eros Psyche'ye aşık olmuş. Ancak Eros bir tanrı imiş ve tanrılara        göre ( Zeus hariç) ölümlüler ile ilişki kurmamalıymış. Buna çare olarak        Eros kimsenin bilmediği , ıssız bir yerdeki mükemmel bir şatoda aşığı ile        buluşmaya başlamış. Kanatlı bir tanrı olduğundan , Psyche'nin fark        etmemesi için geceleri karanlıkta buluşup , Psyche'nin onun vücudunu        görmemesini sağlamaya çalışıyormuş. Ondan da kendisini görmemesini        istiyormuş. Bu arada Psyche'nin kardeşleri aslında onun aşığının çok        çirkin olduğu için böyle davrandığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine        Psyche, eline aldığı bir kandille gece yarısı uyumakta olan Eros'u görmeye        çalışmış. Onun yakışıklılığından çok etkilenen Psyche onu öpmek üzere        eğildiğinde kandildeki kızgın yağ Eros'un omzunu yakmış. Bir anda uyanan        Eros kanatlanarak oradan uzaklaşmış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eros gidince aşk dolu günlerin bitişi ile Psyche’nin kendisi gibi şato da        yıkılmış. Psyche dualar ve yakarmalar sonrasında Afrodit’in karşısına        çıkıp, ondan kendisini Eros ile bir araya getirmesini istemiş. Afrodit ise        ona karşı duyduğu kin nedeniyle ona kötü davranarak 'can sıkıntısı ve        hüzün' duygularını ona bağlamış. Ayrılıkları çok uzun sürmüş. Ancak        sonuçta her ikisinin de gayretleri ile kimine göre Afrodit’in yumuşaması,        kimine göre ise Zeus’un yardımı ile bir araya gelerek, mutluluk, başarı ve        incelik içinde yaşamışlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu mitolojik öyküden aslında birden çok sonuç çıkarılabilir. Bir tanesi el        elden üstündür. Her şeyin mutlaka daha iyisi vardır. Kişilerin kendilerini        devaynasında görmeleri kişilik sorunlarından ötürüdür. Bunu ancak aşağılık        duyguları olan insanlar yapar ve bu durum tedavi edilmezse kişilerin        başına olmadık işler açar ( kraliçenin çevresini küçümsemesi gibi). Bir        ikinci ders alınması gereken nokta kişilerin kendi sınırlarını        belirlemesidir. Eğer insanlarla aranızda belli bir takım sınırlar olmazsa        o ilişkilerden zarar görebilir ve sorunlarla karşılaşabilirsiniz (izin        verilmemesine rağmen Psyche’nin Eros’u görmek istemesi gibi). Bir de tabii        unutmamak gerek, ailenizin evlendiğinizde ya da birlikteliklerinizde        müdahale etmemelerini sağlamalısınız. Bir benzetme yapacak olursak        kanserli hücrelerin temelinde var olan sorun, bu hücrelerin birbiri ile        olan belirli sınırlarının dikkate alınmayıp, sanki hiç sınırları yokmuş        gibi birbirlerine aşırı derecede yaslanıp, çoğalmalarıdır. O yüzden siz        siz olun kendi yağınızla kavrulun, evinize müdahale ettirmeyin. Ne        kendinizi, ne eşinizi ne de büyüklerinizi ezdirmeyin. Gelecek sizin        geleceğinizdir. Geleceğinizi kendiniz inşa etmelisiniz. Herkesin yeri        ayrıdır, annenin, eşin , çocukların vb. Sınırlarınız net olmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En son olarak da yapacağınız her işte mantık ve duygunuz birlikte hareket        etmelidir. Sadece mantığınızın sesi ya da sadece duygularınızın sesi ile        hareket etmeniz sizi sorunlarla baş başa bırakacaktır. Bu durum kurulacak        birliktelikler ve yapacağınız her iş için de geçerlidir.İkisinin        birlikteliğinde sonuçlar olumlu olacaktır (Psyche ve Eros’un birlikteliği        gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hepinize mantık ve duygularınızın bir arada olduğu, çevrenizle iyi        ilişkiler içinde olduğunuz nice mutlu günler dilerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-484208689353648554?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/484208689353648554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=484208689353648554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/484208689353648554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/484208689353648554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/mantk-ve-sevgi-birliktelii-psyche-ve.html' title='Mantık ve sevgi birlikteliği- Psyche ve Eros:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7750118409924478046</id><published>2008-06-29T04:12:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:12:58.265-07:00</updated><title type='text'>Andromeda kompleksi ve ne olursa olsun evlilik:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Andromeda kompleksi ve ne olursa        olsun evlilik: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Andromeda bugünkü adı Etiyopya olan Afrika kıtasındaki bir ülkenin        kralının kızı imiş. Andromeda'nın annesi kraliçe Kassiepeia peri kızlarını        kıskandıracak güzellikte imiş. Ancak bu güzelliğinden dolayı o kadar        gururlu ve kibirli imiş ki, kendini herkesten güzel bulup, başkalarını        küçümsermiş. Denizkızları bu durumu deniz tanrısı Poseidon'a şikayet        etmişler. Poseidon da kendi himayesindeki denizkızlarının küçümsenmesi        karşısında çok öfkelenerek bu bölgeye denizde yaşayan bir canavar        göndermiş. Bu yaratık denizdeki balıkların tümünü yiyerek, insanların        gıdasını tükettiği gibi, denizdeki insanları da parçalayarak yiyormuş.        Kral bu durumdan kurtulmanın tek çaresinin, öz kızı Andromeda'yı bu        canavara yem olarak sunmak olduğunu öğrenmiş. Kral istemeye istemeye        kızını denizdeki bir kayaya bağlayarak, onu yaratığa terk etmiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu esnada Zeus'un, güzel bir prenses olan Danae'den doğan oğlu Perseus        kanatlı at (pegasos) üzerinde gezerken , yaratığın kızı yemek üzere        olduğunu görmüş. Hemen duruma müdahale ederek ,yaratığı öldürmüş. Korku,        hayal kırıklığı,ümitsizlik ve çaresizlik içindeki Andromeda'yı kayaya        bağlandığı iplerden kurtarmış. Kızını tekrar karşısında gören kral da        kızının bu prens ile evlenmesine izin vermiş. Bu esnada Andromeda ile        evlenmek isteyen amcası düğüne engel olmak ve onları öldürmek için        haydutlar yollamış. Ancak Perseus onları da zararsız hale getirmiş.        Dillere destan bir düğünle evlenerek sevgi ve onurları ile yaşamış, barışı        korumaya çalışmışlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu mitolojik öyküde yaşanan olay « Andromeda kompleksi» olarak        bilinmektedir. Genç kızların özellikle zor koşullar altında yaşayanların        ne olursa olsun bir beyaz atlı prens bekleyerek, kendilerini bu hayattan        pembe hayallerindeki dünyaya evlenerek taşımaları konu edilmektedir.        Yaşadığı koşullardan kaçmak için karşısına çıkan ilk erkeğin şatafatlı        sözlerinden etkilenen bu kişiler bir anda kendilerini bağlayan sorumluluk        ve aile bağlarından kurtulma ve hayatlarını çok daha mutlu geçirme        hayalleri içindedir. Oysa ki, her zaman olaylar Andromeda'nin başından        geçenler gibi mutlu sonla bitmez ve insanlar yağmurdan kaçarken doluya        tutulurlar. Bu durumu yaşayan kişiler genellikle yoğun aile baskısı        altında, aile içi sorunların aşırı olduğu ,çevre ile temasın kısıtlandığı,        eğitim ve öğretimin engellendiği ortamlarda bulunmaktadır. Daha kişiliğin        henüz gelişmediği, eğitim ve öğretimin tamamlanmadığı yaşlarda evlenmek,        bireylerin daha sonra eskisinden daha sorunlu dönemler yaşamalarına yol        açmakta, eğitimler yarım kalabilmekte, beklenen mesleki düzeylerinden daha        düşük işlere talip olmaya yol açmaktadır. Sonuçta daha mutsuz insanlar,        daha kolay işlerde, ne yazık ki daha başarısız olmaktadırlar. Ne olursa        olsun, yeterince tanımadan, sadece duyguları dikkate alarak yapılan        evlilikler, kişiyi depresyona, panik bozukluğu ve genelleşmiş anksiyete        bozukluğu , somatizasyon bozukluğu, dissosiyatif bozukluklar ,evlilik        sorunları ve intihara yol açabilmektedir. Bu yüzden ailelerin çocuklarını        daha mutlu, barış içinde, kişiliklerini daha geliştirecek, daha sosyal        ortamlarda yetiştirmeleri gerekmektedir.Onları kendi istekleri dışında        hareket etmeye ( zengin ya da akraba ile evlendirmek, kendi güçleri        üzerinde çalıştırılmaya zorlamak, dışarıya çıkarılmamak, karşı cins ile        iletişimin engellenmesi gibi) zorlamamaları gerekir.Tabii gençlerde daha        sağduyulu ve ileriye dönük hareket etmeyi öğrenmeli,ani ve öfke ile        verilecek kararların sorunlara yol açabileceğini unutmamalıdırlar.Ne        demişler öfke ile kalkan zararla oturur. Beyaz atlı prensi beklemek yerine        , gerçek hayata uyan beklentiler içinde ama umutlu olmamız , başkalarından        pasif olarak yardım eli beklemekten çok, kendimize güvenmemiz ve aktif bir        şekilde çalışarak sonuçlarını beklememiz daha uygundur. Herkese aktif çaba        ile dolu günler, başarılı seçimler, mutlu birliktelikler dileklerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7750118409924478046?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7750118409924478046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7750118409924478046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7750118409924478046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7750118409924478046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/andromeda-kompleksi-ve-ne-olursa-olsun.html' title='Andromeda kompleksi ve ne olursa olsun evlilik:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7738660606094003662</id><published>2008-06-29T04:12:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:12:37.152-07:00</updated><title type='text'>Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı):</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt; Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı): &lt;/span&gt; &lt;p style="margin-left: 12px;" align="justify"&gt;İhtiyacı olmadığı, hemen  kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım  nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol  bozukluğudur. Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime  sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu  davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden  gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır.  Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu  davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler. Tarihte Fransa  kralı 4. Henry ve Sardunya kralı Victor un bu özelliklere sahip olduğu  bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı  gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde,  mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler  tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık  hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam  olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan  dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastaların genel özellikleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık dört kat daha sık görülmektedir. Cinsiyetler  arasındaki oranın bu kadar yüksek olmasının bir nedeni de, erkeklerin böyle bir  durumda çoğunlukla hastaneler yerine cezaevlerine gönderilmeleri olabilir.  Kadınlarda ortalama olarak 30-35 yaşta; erkeklerde 50-55 yaşta daha sık  görülmektedir. Hem erkek hem de kadınlarda diğer dürtü kontrol bozuklukları  rahatsızlığa eşlik edebilir. Erkeklerde daha çok piromani (dürtüsel olarak ateş  yakıp, yangın çıkarma) ve hastalık derecesinde kumar oynama ve tekrarlayıcı  patlayıcı davranım bozukluğu ile bir arada iken; kadınlarda trikotilomani (  dürtüsel olarak saç ve vücut tüylerini yolma hastalığı) ile beraber  bulunabilmektedir. Rahatsızlık sosyoekonomik düzey ile doğrudan ilişkili  olmayıp, bu durumdaki kişinin sosyokültürel düzeyi yüksek de  olabilmektedir.Kişiler bu davranışlarına engel olabilmek için sosyal hayatlarını  kısıtlayabilir ve çevrelerinden uzaklaşabilir, alışveriş yapmamaya  çalışabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalığa neden olabilecek etmenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz koşulların sonucu gelişen kayıp yaşantıları  önemli etkenler arasındadır. Kleptomanik davranışlar da bunların etkisini  gidermeye yöneliktir. Bilinçaltındaki bu anıların kişiyi zorlaması ile oluştuğu  düşünülmektedir. Bu kişilerin çocukluklarındaki aile hayatlarının oldukça  travmatik ve sorunlu olduğu saptanmıştır. Bu bireylerde narsisistik (kendine  olan sevgi,ilgi ve destekler) kırılmaların, özgüven yaralanmalarının sonucu  olarak ortaya çıktığı da düşünülmektedir. Kişinin özsaygısı ve değerliliğine  yönelik yapılan saldırılar, ilerleyen dönemlerde kişinin olgun bir benlik yapısı  geliştirmesine engel olur ve bu tür davranışlara zemin hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kleptomani eylemleri bir kayıp yaşantısını izleyerek de gelişebilmektedir. Bu  duruma kadınlarda çocukların evden uzaklaşması; erkeklerde andropoz döneminde  rastlanabilir. Kadınlarda gerilimin arttığı adet dönemleri ve hamilelik  dönemlerinde bu tür eylemler artmaktadır. Özellikle bizim toplumumuzda hamile  kadınlarda başkasının evinde misafir iken, yiyecek maddelerine karşı olan bu  davranış ilgi çekicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür davranışlarda odaklanılan maddeler kişi için cinsel bir anlam da  taşımaktadır. Çok etkileyici bir parfüm ya da kişi için cinsel anlam ifade eden  bir kitap kolayca çanta ya da elbise içine girebilmektedir.Bu kişilerde sıklıkla  cinsellikle ilgili sorunlara da rastlanabilmektedir. Çeşitli psikiyatrlara göre  çocukta 3-5 yaş arasında gözlenen ve Freud tarafından “fallik dönem” olarak  adlandırılan, çocuğun cinsel organlara yönelik ilgi ve hareketlerinde artışın  olduğu dönemlerde karşılaşılan sorunlarla ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freudun ruhsal yapı modeline göre, kişide doğuştan geldiği düşünülen ve her an  istediği herşeyi fütursuzca yaparak haz almayı hedefleyen altbenlik (id) ile;  anne-baba ,öğretmen vb gibi otorite konumundaki kişilerin ahlak anlayışlarının  etkisi ile oluşturulup,bunun tam tersi bir şekilde “hiçbir yerde ve asla”  şeklinde hareket eden kişinin topluma uyumu için kişinin istek ve eylemlerine  sınır koyan üstbenlik (superego) ve bunların ikisi arasındaki dengeyi sağlayan  asıl uygulayıcı güç olan benlik (ego) arasında düzenli bir danışma ve uzlaşma  olmalıdır. Kleptomani davranışları gösteren kişilerde bu düzenli işleyişin  bozulduğu ve üstbenliğin etkisini çok arttırarak , acımasızlaştığı ve kişinin  kendisini suçlamak, cezalandırmak, küçük durumlara düşürmek için bu tür  hırsızlık eylemlerine giriştiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kleptomani kişide varolan obsesif kompulsif bozukluk (saplantı-zorlantı  bozukluğu) ve depresif bozuklukların farklı bir görünümü olabilir. Kleptomanik  davranışlar ile kişi kendisini geçici olarak iyi hissederek, kaygısını ve ruhsal  çökkünlüğünü azaltmayı hedefler. Bununla birlikte bu dürtüsel eylemlerin artarak  devam etmesi ve oluşturduğu sorunlar bu rahatlamanın , buzdağının üstünü  yoketmekle aynı anlama gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kleptomanin eşlik ettiği psikiyatrik bozukluklar arasında dissosiyatif  bozukluklar, duygudurum bozuklukları ve yeme bozuklukları da sayılabilir. Bu  rahatsızlık başka vücutsal hastalıkların sonucu da görülebilmektedir. Bunlar  arasında epilepsi (sara), beyin atrofisinin görüldüğü durumlar ve demans  (bunama), bazı ilaç tedavilerinin yan etkileri ve bazı tümörler sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin geçmişi ve şu anı ile ilgili zedeleyici olayların saptanarak, bunlara  yönelik uygun düşünce şemaları geliştirilmesi ve toplumsal ilişkilerdeki  uygunsuz savunma mekanizmalarının değiştirilmelerini hedefleyen terapiler,  dürtüsel hareketleri ve kaygı durumunu azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ve  gerekirse hipnoz ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.  &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7738660606094003662?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7738660606094003662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7738660606094003662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7738660606094003662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7738660606094003662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/kleptomani-zorlantl-alma-hastal.html' title='Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı):'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2158174095708020326</id><published>2008-06-29T04:12:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:12:10.203-07:00</updated><title type='text'>Şizotipal Kişilik Bozukluğu:</title><content type='html'>&lt;span style="text-transform: uppercase;"&gt;       &lt;span style="font-family:Arial;color:#1e87fb;"&gt;Şizotipal Kişilik Bozukluğu:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki belirtilerden en az 5 adedinin varlığı ile giden, genç        erişkinlik döneminde başlayan düşünsel ya da algısal çarpıklıkların ve        olağandışı davranışların yani sıra yakın ilişkilerde aniden rahatsızlık        duyma, sıcak ilişkilere girme becerisinde azalmanın olduğu sosyal ve        kişiler arası yetersizlikler durumudur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Referans fikirleri(olayların ve bazı durumların kendisi ile ilişkili        olduğu,özel ve olağandışı bir anlamının olduğu seklinde yanlış yorumlar) .&lt;br /&gt;      2-Davranışlarını etkileyecek boyutta, yetiştiği kültürel değerlerle uyumlu        olmayan garip inanışlar ya da büyüsel düşünce (örneğin gaipten haber        vermeye inanmak, falcılık ve medyumlarla temas,ruh çağırma seanslarına        katılmak,altıncı his, telepati gibi)&lt;br /&gt;      3-Olağandışı algi yaşantıları (illüzyonlar gibi)&lt;br /&gt;      4-Garip bir düşünüş biçimi ve konuşma (konudan uzaklaşan, belirsiz, fazla        ayrıntıcı gibi)&lt;br /&gt;      5-Kuşkuculuk, paranoid düşünceler&lt;br /&gt;      6-Yüz ifadelerinin kişinin içinde olduğu duygusal durumunu yansıtamaması,        bunun kısıtlı olması ya da uygunsuz (duyguya zıt bir yüz ifadesi gibi)        olması&lt;br /&gt;      7-Acayip ,alışılmadık ,kendine özgü davranış ya da görünüm&lt;br /&gt;      8-Birinci derece akrabalar hariç yakın dostların olmaması&lt;br /&gt;      9-Yakın ilişki ile de azalmayan aşırı sosyal kaygı, paranoid korkular&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler olaylar oluşmadan önce bunları bilebileceklerini, özel        yetenekleri olup, başkalarının düşüncelerini okuyabileceklerini        düşünebilirler. Olayların gerisinde kimsenin anlayamadığı özel manalar        olduğunu düşünebilirler. Başkalarına karsı büyüsel kontrol        uygulayabileceklerini düşünebilirler. Farklı olağandışı algıları olabilir.        Yanlarında görünmeyen birinin varlığı, görüntü ve mırıldanmalar işitme,        bunu kullanarak medyumluk ve vantriloklukla para kazanan kimseler vardır.        Başkalarıyla sert, kısıtlı, sosyal ilişki acısından uygunsuz bir tarzda        iletişim kurarlar. Başkaları ile sadece gerektiği anda iletişime girerler.        Birlikte geçirilen sure uzadıkça başkalarından farklı olarak        rahatlayacakları yerde daha tedirgin ve kuşkucu olurlar.Uygun olmayan        şekilde giyinip, insanların dikkatini çekebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Görülme oranı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel nüfusta %3-5 oranında rastlanmaktadır. Erkeklerde hafifçe daha çok        görülmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Eslik eden psikiyatrik bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Majör depresyon( bu bozukluğu olup kliniğe başvuranlarda % 30-50 oranında        saptanmıştır)&lt;br /&gt;      -Özellikle paranoid k.b. olmak üzere sizoid,çekingen ve sınırda kişilik        boz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ailesinde şizofreni olanlarda bu kişilik bozukluğunun olma riskinin genel        nüfusa oranla daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bir çalışmaya göre % 10        kadar vakanın intihar ettiği saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Psikoterapi yanında, depresif belirtiler belirdiğinde antidepresan;        hezeyanlar varlığında antipsikotik tedavi eklenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2158174095708020326?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2158174095708020326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2158174095708020326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2158174095708020326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2158174095708020326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/izotipal-kiilik-bozukluu.html' title='Şizotipal Kişilik Bozukluğu:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-1917197061400695398</id><published>2008-06-29T04:11:00.009-07:00</published><updated>2008-06-29T04:11:58.102-07:00</updated><title type='text'>SIZOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;SIZOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün varlığı ile genç erişkinlik        döneminde başlayan , devamlı suretle kendini belli eden toplumsal        ilişkilerden kopma ve kalabalık ortamlarda kısıtlı bir duygu ifadesinin        olduğu bir kişilik sorunudur:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Ailenin bir üyesi gibi davranamama, yakın ilişkiye girmeme ya da        girmekten zevk almama, 1-2 kişiden fazla yakın ilişkileri yoktur.&lt;br /&gt;      2-Çoğunlukla tek bir etkinlikle uğraşmayı yeğlerler&lt;br /&gt;      3-Başkalarıyla cinsel deneyim yasamaya ilgi ya yoktur ya da çok azdır&lt;br /&gt;      4-Genelde aktivitelerden zevk almaz , alsa bile çok az etkinlikten zevk        alır&lt;br /&gt;      5-Birinci derece akrabaları haricinde yakın arkadaşları ya da sırlarını        paylaştıkları dostları yoktur&lt;br /&gt;      6-Başkalarının kendilerine yönelttikleri övgü ya da eleştirilere karsı        ilgisiz görünürler&lt;br /&gt;      7-Duygusal olarak soğuk, uzak, monoton bir duygulanım gösterirler.        Sıcaklık ve sevecenlik hissi uyandırmazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu grup kişiliğin asal özelliği sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve başkaları        ile birlikteyken duygu ifadelerindeki kısıtlılığıdır. Kendi baslarına        vakit geçirmeyi tercih ederler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Başkaları ile irtibat gerektirmeyen tek bir uğraş ya da etkinlikle        uğraşırlar (bilgisayar, matematik oyunları, astronomi, bulmacalar,yap-boz        oyunları,pul koleksiyonu gibi soyut,mekanik islerle uğraşırlar. Sosyal        hayatin gerektirdiği bazı durumlara beklenen uygun karşılıkları        veremezler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumsal becerilerden uzak, içine kapanık kişiler olarak yasarlar.        Karsılaşmalar esnasında gülümseme, tokalaşma, basla selamlama gibi        davranışlar nadirdir.Üzerlerine gidilip, kışkırtılsalar bile öfke ve        gerginliklerini göstermekte güçlük çekerler. Hayatları amaçsız, rüzgarda        sürüklenen bir yaprak gibi görünebilir.Genellikle evlenmezler.Ailelerine        bağımlı olarak hayatlarını sürdürebilirler. Yoğun stres altında çok kısa        sure ile psikotik bir donem yasayabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Görülme oranı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel nüfusun %0.5-7 'sinde bulunmaktadır.Erkeklerde kadınlara oranla daha        çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Rahatsızlığın oluşma sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Erken çocukluk döneminde soğuk, ihmalkar, tatmin edici olmayan ilişkiler        yasayan çocuklarda ileri dönemlerde ilişki ve kişiler arası bağlantıların        önemli ya da gerekli olmadığı seklinde bir düşünce tarzı gelişimi ile        ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Eşlik edebilen psikiyatrik bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Majör depresyon&lt;br /&gt;      -Distimi&lt;br /&gt;      -Sosyal fobi&lt;br /&gt;      -Agorafobi&lt;br /&gt;      -Kişilik bozuklukları (sizotipal, paranoid, çekingen k.b. ile)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çocukluk cağında görünümü:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yalnız başınalık, benzer yastakilerle arkadaşlığında bozukluk, derslerinde        düşüklük ile belirebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişilerin kendileri nadiren başvurmaktadırlar. Genellikle yakınları        tarafından tedaviye getirmektedirler. Bireysel terapi yanında grup        terapilerinden de yararlanabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-1917197061400695398?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/1917197061400695398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=1917197061400695398' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1917197061400695398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1917197061400695398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/sizoid-kiilik-bozukluu.html' title='SIZOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3452452416755146337</id><published>2008-06-29T04:11:00.007-07:00</published><updated>2008-06-29T04:11:46.747-07:00</updated><title type='text'>PARANOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;PARANOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az dördünün olduğu ,genç erişkinlik döneminde başlayan        ,başkalarının davranışlarını kotu niyetli şeklinde yorumlayıp, devamlı        olarak güvensizlik ve kuşku duyma halidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Yeterli bir temele dayanmaksızın başkalarının kendisini sömürdüğünden ,        aldattığından ya da kendisine zarar verdiğinden kuşkulanır.&lt;br /&gt;      2-Dostlarının ya da is arkadaşlarının kendisine olan bağlılığı ya da        güvenilirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.&lt;br /&gt;      3-Söylediklerinin kendisine karsı kotu niyetle kullanılacağından yersiz        yere korktuğundan dolayı sır vermek istemez.&lt;br /&gt;      4-Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandığı ya da gözdağı verildiği        biçiminde anlamlar çıkartır.&lt;br /&gt;      5-Devamlı kin tutar, haksızlıkları, görmezden gelinmeyi ya da onur kırıcı        davranışları affetmez.&lt;br /&gt;      6-Başkalarınca hissedilmeyen ama kendisince algılanan , karakterine ya da        saygınlığına saldırıldığı seklinde bir yargıya vararak, öfke ya da karşı        saldırı ile birden tepki gösterir.&lt;br /&gt;      7-Haksiz yere, esinin ya da arkadaşının sadakatsizliğiyle ilgili kuşkulara        kapılır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler is arkadaşları veya dostlarının güvenilirliği ya da kendilerine        bağlılıkları konusunda yersiz kuşkulara sahiptirler.Başkaları ile        paylaştıkları konuların kendilerine karsı kullanılacağından        korktuklarından dolayı çevrelerindekilere güvenmeye ya da yakınlaşmaya        isteksizdirler. Kendilerine yöneltilen kişisel soruları bu nedenle        yanıtlamayı reddedebilirler. Kendilerine yapılan iltifatları bile yanlış        yorumlayıp, zıt anlamda kabul edebilirler. Kendilerine yapılan yardim        önerilerini “yetersiz görülme”olarak algılayıp,geri çevirirler. Kıskançlık        düşüncelerini destekleyen önemsiz kanıtlar toplayabilirler.İhanete        uğramamak için yakın ilişkilerinde kontrolü ellerinde bulundurmak        isterler. Sürekli esinin yada arkadaşının nerede olup,ne yaptığını        izlemeye çalışır.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Bu kişilerin davranış tarzları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genelde geçinmesi zor kişilerdir. Birebir ilişkilerinde çoğunlukla        sorunlar yasarlar, kuşkuları nedeniyle uzak dururlar,soğuk        görünebilirler,sevgi göstermeyebilirler. Kavgacı ve kuşkucu nitelikleri        karsısındakilerde de sert tepkiler doğurabilir, bu da onların        beklentilerini gerçekleştirir. Güvensizlikleri nedeniyle kendi baslarına        yeterlilik gereksinimleri yüksektir. İlişkide olduklarını sürekli        kontrollerinde tutma ihtiyacındadırlar. Eleştiriye aşırı duyarlı        olup,cephe alabilir, işbirliğine girmezlerken kendileri diğerlerini        eleştirmeye,yakınmaya eğilimlidirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendi yaptıkları yanlışlıklarda bile kendilerini suçsuz görüp, başkalarını        suçlarlar. Farz ettikleri tehditlere karsı yasal yollara başvurabilirler.        Başkalarına da bazı kişi ve durumların bu ur algılanan özelliklerini        onaylatma ihtiyacı içindedirler. Kişilik yapılarının altında gerçeklere        uymayan,hayali aşırı büyüklük, güçlülük düşünceleri vardır. Kendilerine        yakıştıramadıkları eksiklik ve yanlışlıkları yansıtma ( projeksiyon) denen        bir savunma mekanizmasıyla karsılarındakilere yansıtırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumda farklı sosyokültürel gruplar, değişik etnik gruplar ya da başka        sosyoekonomik düzeydeki kişilere yönelik olumsuz önyargılı düşüncelerle        hareket edebilirler. Benzer paranoid düşünceleri olan ya da kolay ikna        olan kişilerle bir araya gelip,gruplar ya da inanç sistemleri        oluşturabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler başkaları tarafından plancı, içlerini açmayan, kapalı kutu,        pireyi deve yapan, kıskanç,tartışmacı kişiler olarak görülebilirler.        Sürekli gergin olup, kendilerini rahat ve gevsek bırakamazlar.Çevrelerinde        huzursuzluk yaratırlar.Aşırı temkinli davrandıklarından girişkenlikleri        kısıtlıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Birlikte görülebilen psikiyatrik bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Majör depresyon&lt;br /&gt;      -Saplantı-zorlantı boz. (obsesif- kompulsif boz.)&lt;br /&gt;      -Alkol-madde bağımlılığı.&lt;br /&gt;      -Diğer kişilik bozuklukları ( en çok sizotipal k.b.olmak üzere ayrıca        narsisistik,kaçıngan ve borderline k.b.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çocukluk veya gençlik döneminde görünümü:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tek basına kalma, benzer yastakilerle arkadaşlıklarının iyi olmaması,        kalabalık ortamlarda kaygı duyma, ders notlarının düşüklüğü, aşırı        duyarlılık, tedirginlik, giyim,konuşma, düşünce itibari ile kendini        kısıtlama, farklı hayaller ile kendini gösterebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Toplumda görülme derecesi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel toplumda % 0.5-2.5 arasında , ayaktan tedavi ile psikiyatri yataklı        kurumlarında yatanlarda % 1 oranında görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kalıtımsal özellikler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha çok erkeklerde görülmektedir.Bu kişilik bozukluğunun ailesinde kronik        şizofreni olanlarda daha çok görüldüğü gözlenmiştir. ayrıca ailede        sanrısal (deluzyonel boz.) paranoid tipin varlığı ile de ilişkili olduğu        düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Paranoid düşüncelerin varlığı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mahkumlarda, mültecilerde, yaslılarda, işitme kaybı olanlarda da paranoid        fikirler zaman zaman artış gösterir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Paranoid K.B.nin olası sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ailenin mantıkdışı ve aşırı baskıcı ezici nitelikteki öfkesinden etkilenen        çocuğun bu duygularla özdeşip, sonrasında bu saldırgan dürtülerin farkında        lığından kaçınmak için bu dürtülerin kendinde değil, karsısındakilerde        olup,kendine yöneldiği seklinde bir yansıtma mekanizması ile gerçekleştiği        düşünülmektedir. ayrıca bu kişilerin yetersiz, aşağılanmış ve kendilerine        yardim edilemez hissettikleri, bu duyguların etkisini hissetmemek için        çevreyi suçladıkları düşünülmektedir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişilerde güven ilişkisi kurmaya yönelik başlayan terapiler uzun sure ile        sürdürülebildiği takdirde basarili sonuçlar vermektedir. Psikotik bozulma        dönemlerinde küçük dozlarda antipsikotik grup ilaç tedavisi geçici olarak        kullanılabilmektedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3452452416755146337?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3452452416755146337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3452452416755146337' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3452452416755146337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3452452416755146337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/paranoid-kiilik-bozukluu.html' title='PARANOID KİŞİLİK BOZUKLUĞU:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-8725990694019254351</id><published>2008-06-29T04:11:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:11:32.548-07:00</updated><title type='text'>OBSESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;OBSESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az dördünün varlığı ile ,erişkinliğin erken        dönemlerinde başlayan , kişisel ilişkileri, kişinin verimliliğini        etkileyen bir şekilde aşırı düzenlilik, mükemmeliyetçilik, içsel ve dışsal        kaynaklı olayları ve ilişkileri kontrol üzerine aşırı yoğunlaşma ile giden        bir kişilik bozukluğudur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1- Kişi yaptığı bir iste ayrıntılara o kadar dalar, kurallar, listeler        programlamalar, hesaplar ve bağlantılar ile öyle uğraşır ki, neredeyse        yaptığı şeyin gerçek amacını, hedeflerini unutur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- yaptığı isi bitirmesini güçleştirebilecek, engel olabilecek aşırı bir        mükemmeliyetçilik içindedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Kendini dostlarından ve hoşça vakit geçirebileceği etkinliklerden ayrı,        uzak bırakacak derecede ve ekonomik durumla açıklanamayacak bir şekilde        hayatini is ya da bir şeyler üretmeye adar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4- Kültürel ve dinsel özelliklerle açıklanamayacak bir şekilde ahlak,        doğruluk, dürüstlük, manevi değerler, sadakat, şeref, prensip gibi        konularda vicdaninin sesini aşırı derecede dinler ve gerekli hoşgörü,        anlayış ve esnekliği göstermez.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5- Kendisi, ailesi ve çevresi için özel bir anlam ve değeri olmasa bile        eskiyip, yıpranmış ya da değeri olmayan şeyleri atamaz, elden çıkaramaz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6- Başkalarının da tam anlamıyla kendisi gibi düşünüp, hareket etmedikçe,        ayni yöntemi kullanmadıkça, onlarla ortak bir çalışma içine giremez.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7- Para harcama (kendine ya da başkasına hediye alma, bir şeyler        ısmarlama, gerekli şeyleri alma gibi) konusunda kendisi ve başkalarına        yönelik cimri bir tutum içindedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Para gelecekte belki hiç olmayacak şeyler için elde tutulması gerekli bir        şey olarak düşünülür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8- Kuralları konusunda son derece kati ve inatçıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler aşırı dengeli, olculu ve yaptıklarını tekrarlamaya meyilli        kişilerdir. Yanlış yapmamak için defalarca kontrol eder, kontrolün        kontrolünü yaparlar. Bu nedenle bitirmeleri gereken sureyi asarlar,        öğrenci olanlar sınav kağıdını en geç teslim edenlerdir. Detaylarla        uğraşmaları ve aşırı kontrolleri dolayısıyla gecikmeleri nedeniyle        başkalarının kendilerine öfkelenmelerine yol acarlar. Zamanlamaları        kotudur. En iyisini, en beğenilecek durumu gerçekleştirme düşünceleri        seklindeki mükemmeliyetçilikleri nedeniyle gerilim içine girip, kolayca        yapılabilecek şeyleri içinden çıkılamaz hale getirebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zevk alınabilecek etkinlikleri (hobilerle uğraşmak, tatil yapmak gibi)        sürekli bir başka zamanda yapmaya karar verdiklerinden, düzen sürekli is        yapmak üzerine kuruludur. Böyle bir tatile zorlandıklarında ise zevk        alamaz, o esnada da is yapmaya çalışır ya da tatili aşırı programlı ve        yakınları için katlanılamaz hale getirebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu durumdaki kadınlar her gün, her an temizlik pesindedir. Evleri adeta        bir laboratuar ya da ameliyathane gibi sürekli aşırı bir temizlik        içindedir. Bundaki ufak bir değişiklik kişinin toz bezini tekrar eline        almasına yol acar. Her gün pencereler, duvarlar, yerler silinir, halılar        her gün alt komşunun başından aşağı silkelenir. Evde yapılacak tamir, boya        , eve gelecek çocuklu bir misafir vs. bu kişilerin ev düzenini        bozacağından adeta bir kabustur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Her şeyin önceden kararlaştırıldığı gibi, prensiplerine, kitabında        yazılanın harfi harfine uygun olarak, fazladan kesinleştirdikleri ahlak        boyutlarında yapılmasına başkalarını ve kendilerini zorlarlar. Otoriteye        kati bir uyum içindedirler. Babalarından, üstlerinden öğrendikleri gibi,        esneklikten yoksun bir şekilde davranırlar ve davranılmasını isterler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Atmaya, değiştirmeye, hediye etmeye ilimli bakmazlar. Evleri, masalarının        üzeri gereksiz, değersiz, eskimiş evrak, eşya vs. ile doludur. Mutlaka bir        sure sonra gerekli olabileceği düşüncesi içindedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daima kendi yaptıklarının en doğru olduğuna inandıkları için başkalarının        yardim ve önerilerini dikkate almazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Para onlar için ekonomik darlık içinde olmamalarına karşın, iyi, sağlıklı        bir şekilde yasamak için değil; ileride yaşanabilecek sağlıksız, kotu        günlerde harcanması gereken bir sigorta gibidir. Bu nedenle ufak şeyler        için bile para harcamazlar. Kendileri de ileride bir şey ısmarlamak        zorunda kalacakları için başkalarının kendilerine bir cay ısmarlamalarını        bile istemezler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Her davranışları, isleri, ilişkileri dakikalar çerçevesinde programlıdır.        İşlerin öncelik sıraları konusunda ikilemlere düşebilir, karar vermekte        zorlanabilirler. Çevreleri üzerinde kontrol sağlayamadıkları durumlarda        sinirlenir, ancak bu sinirlilik hallerini dolaylı yollardan gösterirler (        istenilen şeyi geç yapmak, hizmet karşılığı gereken ücreti vermemekte        direnmek gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Duygularını belli etmemeye çalışır, karikatürize bir İngiliz tipi gibi        belli bir duygu aralığı içinde kalırlar. Duygusal alışverişin yoğun olduğu        ortamlarda rahat davranamazlar. Çevrelerindekilerin bu tur duygu yüklü        davranışlarını anlayamaz ve hoş görmezler. Duygularını gösteremeyip, her        zaman mantığı on plana alırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplum genelinde % 1; psikiyatriye başvuranlar arasında % 3-10 oranında        rastlandığı gözlenmiştir. Erkeklerde kadınlara göre iki kat daha çok        görüldüğü gözlenmiştir. Ailenin daha büyük yastaki çocuklarında, detaylara        dikkat, tekrarlama, olay ve inceliklere dikkat gerektiren islerde çalışan        kişilerde daha çok görüldüğü saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Oluş nedenleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir görüşe göre çocuğun 2-4 yaşları arasında "anal donem" denilen diski        kontrolünün kazanılmaya başlandığı donemde tuvalet eğitimi sırasında        yapılan baskı, onaylamama ve bu eğitimi çok erken vermenin bu tur bir        kişilik yapısına yönelttiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bunu izleyen başka bir görüşe göre ise çocuğun gene ayni dönemlerdeki        kendi başına bir şeyler gerçekleştirme ile utanç çatışmasının yaşandığı bu        evrede, çocuğun duygu, düşünce ve dürtülerin ifade edişine ebeveynlerce        uygulanan aşırı kontrol ve takdirsizliğin çocukta bu yönde bir yapı        oluşturabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Birlikte görülebilen psikiyatrik bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Diğer kişilik bozuklukları (özellikle kaçıngan ve paranoid k.b.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Majör depresyon.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bireysel ya da grup terapi etkili olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-8725990694019254351?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/8725990694019254351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=8725990694019254351' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8725990694019254351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8725990694019254351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/obsesif-kiilik-bozukluu.html' title='OBSESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3778972953923828493</id><published>2008-06-29T04:11:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:11:21.182-07:00</updated><title type='text'>Narsistik Kişilik Bozukluğu:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Narsistik Kişilik Bozukluğu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile erişkinliğin erken dönemleri de        başlayan , üstünlük hisleri, beğenilme ihtiyacı ve kendini başkasının        yerine koyamayıp, insanlara uygun yaklaşımlarda bulunamama ile seyreden        bir rahatsızlıktır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Kendisinin başkalarından çok daha önemli olduğu duygusu içindedir. (        gösterdiği başarıları , sahip olduğu becerilerini çok daha olağanüstü        olarak görüp, yeterli bir temeli olmamasına karsın çok değerli ve yüksek        bir şahsiyet olarak bilinmeyi bekler.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Düşünceleri ,hayalleri büyük bir güç, engin bir deha, kusursuz bir        güzellik ve mükemmel , sonsuz sevgi üzerinedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Özel, benzeri olmayan biri olup, kendisini ancak çok zeki ve ustun        nitelikli kişilerin anlayabileceğini düşünür ve sadece bu kişilerle ilişki        kurup, dostlarını bu kişilerden seçmeyi düşünür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Çevresindekiler tarafından çok beğenilmeyi bekler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Hak ettiği duygusu içindedir. Sahsına özel, başvuran diğer kişilerden        farklı bir tedavi uygulanacağı düşünceleri ve davranışları içindedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Diğer insanlarla karşılıklı ilişkilerinde bencilce, çıkar düşünerek        hareket eder. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı        gözetir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Kendini diğer kişilerin yerine koyup, onların hissettikleri ,        düşündükleri ya da ihtiyaçları konularını anlamaya ve bunlara saygı        duymaya isteksizdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Genellikle başkalarının başarıları, yaptıkları , değerleri ve onların        genel olarak varlıklarını kıskanabilirler. Diğerlerinin de kendilerini        kıskandığını düşünürler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Kendini beğenmiş, ukala ve küstahça tutumlar içine girerler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendilerinin çok önemli , vazgeçilemez oldukları seklinde bir düşünce        içerikleri vardır. Halk arasında"Büyük dağları ben yarattım" denen        tavırlar içindedirler, gösterişçi ve kendini metheden konuşma ve        davranışlar içindedirler. Bunların karşılığında bekledikleri ilgi, övgü ,        hayranlık ifadeleri ile karsılaşmadıklarında hayrete düşüp, hayal        kırıklığı ve mutsuzluk dönemleri yasayabilirler. Başkalarının da kendi        başarılarındaki katkısını gözardı edip, onları hesaba katmazlar. Otorite        ya da üst düzey kişilerle ilesin kurmak için çabalayıp, bağlantı        kurdukları bu kişilere abartılı nitelikler atfederler. Bu şekilde        kendilerini de bu kişilerden varsayarlar. Daima bir kurumun en yetkilisi (        başhekim, profesör, mudur, komutan, işveren vs.) gibi en yetkili ile        iletişime geçip, diğerlerinin fikirlerine aldırmazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Devamlı olarak birselde ne kadar iyi oldukları, oradakilerin kendilerini        nasıl el üstünde tutup, değer verdiği, sevgi ve saygıyla karşılandığı        üzerinde düşünürler. Çevrelerinden sürekli övgü, alkış beklerler. Sıra        beklemek, izin istemek, yol vermek onların sözlüğünde olmayan        kavramlardır. Çünkü kendilerine göre hersele hakları vardır ve daima bir        öncelikleri olduğu düşüncesi içindedirler. Başkalarından bu konularda        destek ve yardim göremediklerinde öfkelenirler. Başkalarını kendi isleri        ve keyfi için köle gibi kullanabilir, yakın çevrelerini üst düzey ya da        kendilerini pohpohlayacak kişilerden seçerler (en güzel ,en tanınmış        kişiyle görünmek, arkadaşlık etmek, bu amaçla o tur kişilerin bulunduğu        sosyal klüp, derneklere girip,faaliyetlerde bulunmak gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Diğer kişilerin içinde bulundukları durumlar konusunda aşağılayıcı,        eleştirici, ilgisiz ve hafife alır bir tavır sergilerken, kendinin        karsılaştıklarını derinlemesine aktarmaya çalışarak cifte standart        uygulayabilirler.&lt;br /&gt;      Herkesin başarısına haset edip, onların hiç birsele layık olmadıkları,        kendilerinin de isterlerse kolayca onu yapabileceklerini düşünürler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendilerine yapılan en ufak yapıcı eleştiri ya da düzeltme,ekleme ve öneri        bu kişileri ağır bir şekilde yaralayabilir. Bu durumda küçük duşmuş,        mahvolmuş ,ortada bırakılmış hissedebilirler. Bu durumda aniden        hiddetlenip, kırıcı olabilirler. Bunlardan ötürü sosyal ilişkileri bozuk        olup başarıları devamlı olamaz. Başkaları ile yarışma gerektiren islerde        yenilme riski nedeniyle ,bu islere karsı isteksizlikleri is ve sosyal        hayatta beklenen düzeyin altına düşmelerine yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Birlikte bulunabilen rahatsızlıklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Majör depresyon&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Distimi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Anoreksia nervosa&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Madde kullanım bozukluğu&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişilik bozuklukları ( histrionik, borderline,&lt;br /&gt;      antisosyal, paranoid k.b.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kimlerde görülebilmektedir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vakaların yarıdan çoğunu erkekler oluşturmaktadır. Toplumda % 1 den daha        az oranda görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bireysel psikoterapi uygulanmalıdır. Tedavide kişiliğe ait abartılı        beklentiler, düşünceler ve davranışların uygun ve gerçekçi olanlarla        değişimi, kişiler arası yaklaşımların düzeltilmesi ve kırılgan yapı        üzerinde çalışılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3778972953923828493?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3778972953923828493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3778972953923828493' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3778972953923828493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3778972953923828493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/narsistik-kiilik-bozukluu.html' title='Narsistik Kişilik Bozukluğu:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3976422370265763613</id><published>2008-06-29T04:11:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:11:04.966-07:00</updated><title type='text'>HISTRIONIK KİŞİLİK BOZUKLUĞU</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;HISTRIONIK KİŞİLİK BOZUKLUĞU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile ,erişkinliğin erken evrelerinde        başlayan ,aşırı duygusallık ve sürekli kendisiyle ilgilenilmesi cabası ile        devam eden bir bozukluktur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Çevrenin ilgi odağı olmadığı hallerde rahatsızlık duyar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-Karsısındakilerle ilişkileri çoğunlukla uygun olmayan bir şekilde cinsel        yönden tahrik edici ve bastan çıkarıcı davranışlar seklindedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Duyguları yüzeysel ve çok hızlı şekilde değişkendir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Etrafın ve karsısındakinin ilgisini kendisine çekmek için devamlı olarak        fiziksel görünümünü kullanır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Etrafındakileri olağandışı bir şekilde etkilemeyi amaçlayan ama içeriği        kuvvetli olmayan ,ayrıntısız bir konuşma sekli.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Gösteriş yapmayı amaçlayan yapmacık, sahte, kendisi gibi olmayan        davranışlar ve duygularını aşırı abartma halleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Kolayca başkalarının konuşmalarından ya da olaylardan etkilenir, telkine        yatkındır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8- İlişkilerin normalden çok daha fazla yakın ve fazla içli-dişli olmasını        ister.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çevrelerinin ilgilerini üzerlerinde hissetmedikleri durumlarda        kıymetlerinin anlaşılmadığını düşünür ve bunu ifade ederler. Çoğunlukla        bir tiyatro eseri sergiler gibi konuşma ve tavırlar içindedirler. Yeni        karsılaştıkları kişilerle kırk yıllık dost gibi "can ciğer kuzu sarması"        haline gelir, onlara kur yapar konuma gelebilirler. Sürekli bir bohem ,dolce        vita hayat, ağustos böceği hayati peşindedirler. İlgi odağı        olamadıklarında, çevredekilerin ilgisine odaklanmak için, olmamış olaylar        , sahte hatıralardan bahsedip, gösteri amaçlı davranışlar sergilerler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Üst baslarına, takı ve aksesuarlara gereğinden çok zaman, emek ve para        sarf ederler. Elbise dolapları giymedikleri eşyalarla doludur. Diş        görünümlerine yönelik iltifat bekler, bu konuda aksi yönde sözlere        tahammül edemezler. Hislerini abartılı bir şekilde toplum içinde        sergilediklerinden yakınlarını utandırabilirler (ağlama, öfke nöbetleri,        aşırı çocuksu sevinç ifadeleri). Bu duygulanım hali çok uzun sürmediğinden        çevrelerince yadırganır. Kişilere fazla güvenir, söylenenlere inanır ve        kabul eder, başkaldırmazlar .Romantik hayallerle yasayan kişilerdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Karsı cinsten arkadaşlarını duygu sömürüleri yaparak ya da cinsel        çekiciliklerini kullanarak elleri altında tutmaya çalışırlar. Sürekli ilgi        beklentileri ve yaklaşım tarzları nedeniyle çevreleri tarafından yanlış        anlaşılıp, terk edilebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Devamlı surette değişim, şatafat, canlılık peşindedirler. Olağan isler ve        durumlar ,onlar için tahammül edilmez şeylerdir. Halk arasında "ayran        gönüllü" ya da "maymun iştahlı " denen kişiler gibi büyük heyecanla        başladıkları islere karsı heyecanlarını kaybedip, yarim bırakabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dostça, canayakın ve hös görülmelerine rağmen samimi olmayıp, kendini on        plana çıkaran, düşüncesiz ,isteklerini yaptırmaya zorlayıcı tutum içine        girerler. Sürekli olarak sevilip, sevilmediklerini sorup, terk        edilmeyecekleri yolunda sözler isterler. İstemedikleri bir duruma yanıt        olarak intihar tehdidi ya da girişimi ile cevap verebilirler. Vücutsal        hastalıklardan ve ağrılardan şikayetçi olabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Birlikte görülebilen bozukluklar:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Somatizasyon bozukluğu&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Majör depresyon&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Konversiyon bozukluğu&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişilik bozuklukları (borderline , narsisistik, antisosyal, bağımlı k.b.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kimlerde, ne oranda görülmektedir:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha çok kadınlarda görülmekte, toplumda % 2-3 oranında görülmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3976422370265763613?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3976422370265763613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3976422370265763613' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3976422370265763613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3976422370265763613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/histrionik-kiilik-bozukluu.html' title='HISTRIONIK KİŞİLİK BOZUKLUĞU'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3647382259191992813</id><published>2008-06-29T04:10:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:10:53.392-07:00</updated><title type='text'>Çekingen kişilik bozukluğu:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çekingen kişilik bozukluğu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün varlığı ile birlikte erişkinliğin        erken dönemlerinde başlayan yetersizlik duyguları, sosyal acıdan kendini        geri çekme ve başkalarınca olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlı olma,        fazla incinme ile seyreden bir kişilik bozukludur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Başkaları tarafından kabul görmeme, küçümsenme, eleştirilme, dışlanma        endişeleriyle sosyal ilişki gerektiren islerden uzak durma&lt;br /&gt;      2-Sevilip, sayıldığına kesin inanmadıkça başkalarıyla iletişim        kurmak,görüşmek istemez&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Hafife alınıp, dalga geçileceği endişesi ile yakın ilişkilerde rahat        davranamaz,bu ilişkilerde tutukluk yasayıp, kendini ve sahip olduklarını        ortaya koyamaz&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Başkalarının da bulunduğu iletişim gereken ortamlarda düşünce içerikleri        yoğun bir şekilde eleştirilme, dışlanma düşünceleri ile kaplanmıştır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Hissettikleri yetersizlik duyguları nedeniyle, daha önce        karsılaşmadıkları kişilerle ayni ortamda bulunduklarında istedikleri gibi        hareket edememelerine, konuşma ve davranışlarında kısıtlılık        hissetmelerine yol acar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Kişiler kendilerini sosyal acıdan yeteneksiz, renksiz, etkisiz ,zayıf        veya diğer kişilere göre daha değersiz bireyler olarak görürler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Küçük düşüp, mahcup olacakları seklindeki düşünce yapıları nedeniyle        kendi baslarına bireysel girişimlerde bulunamaz ve yeni aktivitelere        başlamak ya da başkalarına katılmak istemezler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler yeni sorumluluk ve dolay isiyle eleştiri alma olasılığı, odak        noktası olma,üstlerle daha çok ilişki kurma ve inisiyatif kullanma        durumları nedeniyle islerinde daha üst konumlara yükselme tekliflerini        reddedebilirler. Başkaları hakkında başlangıçta "beni eleştirir, beni        aralarına almazlar" diye düşündüklerinden yeni ilişkilere girmekten        kaçınırlar. Kendilerinden bahsetmekte, iç dünyalarını açmaları konusunda        yanlış anlaşılma ve reddedilme endişeleri nedeniyle zorluk yasarlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Utangaç,ürkek, yalnız, kendini gizlemeye çalışan, sesi soluğu çıkmayan,        kendini frenleyen kişilerdir.Olağan şeylerden bile bir çok tehlikenin        oluşabileceğini düşünüp, hayatlarını alıştıkları ortam ve kişilerle        geçirmeye çalışır, "kozaları içinde yasamaya çalışırlar". Korkulu        ,endişeli ve diken üzerinde gibi olan davranışları başkalarınca alay        konusu olabilir. Başkalarına kıyasla toplumdan uzak yasamayı yeğlerler, bu        nedenle tanıyanları azdır ve iletişimleri de az olduğundan yeterli destek        bulamazlar. Buna rağmen sevgi,saygı, yakınlık görmek ister, mükemmel        ilişki hayalleri ile yasarlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Beraber görülen bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Sosyal fobi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Depresif bozukluklar&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Diğer kişilik bozuklukları (borderline , paranoid, sizoid, sizotipal        k.b.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumda %0.5-1 oranında görülmektedir. Çocukluk yaslarında utangaç,        yabancılar arasına çıkamayan, yeni durumlar karsısında endişe edip,        gerileyen, oyunlara katılmakta isteksiz ya da pasif kalan çocuklardır.        Yıllar geçip, ilişki gereği arttıkça daha çok çekingenlikleri ortaya        çıkar. .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3647382259191992813?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3647382259191992813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3647382259191992813' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3647382259191992813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3647382259191992813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ekingen-kiilik-bozukluu.html' title='Çekingen kişilik bozukluğu:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7109171698879239612</id><published>2008-06-29T04:10:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:10:39.469-07:00</updated><title type='text'>Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;color:#1e87fb;"&gt;Borderline Sınırda        Kişilik Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte ,genç erişkinlik        döneminde başlayan , kişilerle olan ilişkilerde, kendilik algısında ve        duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir        durumdur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Gerçek ya da varsayılabilecek , olası bir terk edilmeyi önlemek için        çılgınca çaba harcamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı        değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına        aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel durum        ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan ,2 ya da daha çok durumda        sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde        kullanımı,hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme,        önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) .&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Tekrarlayan bir şekilde intihar girişimleri, intihar tehditleri, kendi        kendine zarar verme (bıçak,jilet vs. ile kendi cildini kesme, sigara ile        yakma, kafasını , yumruğunu sert yerlere vurma gibi)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal        değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen        öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi .&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Öfkeye hakim olamama (kavga etme, yüksek sesle hakaret,çiğlik atma eşya        kırma gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya        da dissosiyatif belirtiler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın asal özelliği karşılıklı birebir ilişkilerde , kendilik        algısı (kendine bakış , kendini kabul ediş ve kendini sergileyiş) ve        duygulanımda tutarsızlık ile ilişkileri etkileyebilen ani hesapsız        davranışlardır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde sürekli bir ayrılık ve reddedilme fikri yaşandığı için bu        gibi bir durumun izlenimi edinildiğinde duygulanım, kendilik hissi ve        davranışlarda önemli farklılıklar yaşanır.Ayrılık ya da planlananların        oluşmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. Yalnız        baslarına olmaya dayanamaz ve birilerinin varlığına gereksinim duyarlar.        Bu yalnızlığı önlemek için intihara yeltenebilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Birebir ilişkilerinde özellikle karsı cinsten kişilere sürekli bağlanma,        onları bir eski yunan tanrı ya da tanrıçaları gibi görüp yüceltirler.        İlişkilerine çok büyük iddia ve hedeflerle baslar, gerektiğinden fazla        özel hayatlarını paylaşır, karşılığında aynisini beklediklerinden duş        kırıklığına uğrarlar.Bu kez onları daha önce oturttukları tahtlarından        indirip gözlerinden düşürürler. Bu nedenle arkadaşlıkları gelip geçici ve        fırtınalı bir seyir izler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hedefleri, inandıkları değerler, arkadaş yapıları, cinsel eğilimleri,        benimsedikleri görüşler ,mesleki heves ve amaçları değişkendir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Devamlı olarak kendilerini boşlukta hissettikleri için uğraşıp, oyalanacak        bir şeyler arıyor gibidirler. Karsı taraftan beklediklerini        bulamadıklarında öfkelerini sergiler, sonrasında bundan dolayı suçluluk,        pişmanlık, utanç duyguları yasar ve kendilerini değersiz , zayıf, kotu        hissederler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler için" insanin kendi kendine ettiğini 7 mahalleli etmez "sözü        çok uygun düşer.Kendilerine maddi ve manevi acıdan zarar verir,        başladıklarını bitiremezler, "yüzüp kuyruğuna gelseler bile".&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yoğun stresli dönemlerde halusinasyon dediğimiz varolmayan ses,görüntü vs.        gibi algılar,kendi vücuduna ve çevreye yabancılaşma görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendileri yada çevreye yabancılaşma yasayabilirler. Kişisel ilişkilerinden        ziyade kendilerini terletmeyeceklerini ve gerekli karşılığı        alabileceklerini düşündükleri sanal şeyler, cansız nesneler, ya da        hayvanlar üzerinden doyum sağlamaya çalışıp, kendilerine güvenli bir liman        oluşturabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eğitim ve evlilik hayatları fırtınalı bir denizde filikayla yolculuk        gibidir. Ayrılık,boşanma ve tekrar bir araya gelmeler görülebilir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Eşlik eden bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Depresyon ve distimi&lt;br /&gt;       -Alkol-madde kullanım bozuklukları&lt;br /&gt;      -Yeme bozuklukları&lt;br /&gt;      -Travma sonrası stres bozukluğu&lt;br /&gt;      -Dissosiyatif kimlik bozukluğu&lt;br /&gt;      -Diğer kişilik boz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Toplumda görülme oranı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel nüfus içinde % 2-3 oranında görülmektedir. Araştırmalara göre        hastanede yatanlar arasında %19 ; ayaktan tedaviyi sürdürenler arasında %        11 oranında olduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece        yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde        bağımlılığı ,antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek        bir risk vardır.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Rahatsızlığın oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel        davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1,5-2,5 yas arası donemde        çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına        annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına        yol açtığı öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken        dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp, hislerini        ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun, olumlu ve sabit bir benlik        hissi oluşmasını önleyecek ,sürekli desteğe gereksinim duyacaktır. Ailede        duygusal paylaşımın olmaması , aile içi yoğun çatışmalar, küçük yaslarda        ana-baba kaybı, ayrılığı, çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler        rahatsızlığa eğilim oluşturur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Ailesel özellikleri:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı,travma tik ayrılmalar        ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır.&lt;br /&gt;      Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun        vardır. Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda        yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur.&lt;br /&gt;      Aileler saldırgan davranışlar, alkolizm, fiziksel ya da cinsel tacizler        (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya        parçalanmıştır. Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde        daha fazla saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalığın sureci:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe, öğrenme        güçlükleri ve toplumsal çekilme, sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini        göstermektedir. Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta, yari sayıda        vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına        kavuşabilmektedir. Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta,        islerini kaybedip, evliliklerini ya da birlikteliklerini        sürdürememektedir.&lt;br /&gt;      Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10        oranında intihar sonucu olum görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel        terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve        ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte, intihar        eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı        tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden        faydalanabilmektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7109171698879239612?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7109171698879239612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7109171698879239612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7109171698879239612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7109171698879239612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/borderline-snrda-kiilik-bozukluu.html' title='Borderline Sınırda Kişilik Bozukluğu'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-1923777667975609812</id><published>2008-06-29T04:10:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:10:24.122-07:00</updated><title type='text'>Bağımlı kişilik bozukluğu:</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Bağımlı kişilik bozukluğu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki belirtilerden en az beşinin varlığı ile birlikte, erişkinliğin        erken dönemlerinde başlayan , uysal, adeta başkalarının kuyruğu gibi        olmaya ve insanların kendisini terk edeceği korkusuna neden olacak şekilde        aşırı düzeyde başkalarının varlığına ihtiyaç duyma ile seyreden kişilik        bozukluğu durumudur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Başka kişilerden fikir, öneri, destek almadığında ufak şeylerde bile        karar vermekte zorlanma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-Hayatin pek çok farklı alanlarında sorumluluk sahibi olmak ve bunları        gerçekleştirmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Diğerleriyle ayni doğrultuda düşünmese bile onların tepkilerini çekerim        ya da dostluklarını yitiririm diye farklı görüşte olduğunu ifade edememe&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Planlarını hayata geçirme ya da kendine karsı güvensizliğinden bir isi        kendi basına gerçekleştirmekte güçlük hissetme.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Etrafındakilerin yanında olup, kendine destek vermesi için , akla        gelmeyecek ve uygunsuz şeyleri bile yapmaya çalışmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Kendi basına bir şeyler yapamayacağı, kendini idare edemeyeceği        seklindeki yoğun endişeleri nedeniyle, yalnız basına kaldığında kendini        çaresiz, huzursuz ya da rahatsız hisseder.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Kendini güvende ve rahat hissettiği , yakın bir arkadaşlık,        ahbaplık,dostluk ilişkisi herhangi bir nedenle bittiğinde , hemen kendine        bakim ve destek sağlayacak başka birilerini aramaya baslar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Kafası kendi basına ,yapayalnız ve yardımsız bir durumda bırakılacağı        seklinde yoğun endişeler ile doludur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En ufak kararları ve seçimlerini bile başkalarına danışmadan alamazlar (        yiyip içecekleri şeyler, giyecekleri giysiler gibi her konuda ) Pasif        kalmaya eğilimlidirler. Sorumluluk almak,, birsele başlamak, herhangi bir        aktivitede rol almak için başkalarının destek ve yardımını isterler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kararları konusunda es, anne-baba ve dostlarının küçük çocuğu gibi hareket        edip, bağımlı hissederler, kendi kararlarını onların vermelerini isterler.        Onların istek ve davranışlarına kendilerinden uzaklaşabilecekleri        endişeleriyle karsı gelemez, tepki gösteremez, kızamazlar. Bağlantıyı        korumak için aşırı tavizler verirler. Bu uğurda sözel, fiziksel ,cinsel        tacizlere boyun eğebilirler. Çevrelerinde isleri kendilerinden iyi yapacak        başkalarının olduğu düşüncesi ile ise başlamayıp, beklemeyi yeğlerler.        Dışarıya kendilerini aciz, beceriksiz, güçsüz, yetersiz olarak sunarlar.        Başka bir kişinin sorumluluğu ve etkisi altındayken ise yeterli bir        çalışma gösterebilirler. Yalnızca tek kalmamak için önemli gördükleri        kişilerin yanından ayrılmazlar, onları izlerler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çoğunlukla kötümser bir bakış acısına sahiptirler. Kendi özellikleri ,        varlıkları ya da becerilerini değersiz görmeye meyillidirler. Kendilerine        hakaret anlamında aşağılayıcı yönde kendilerini yargılarlar. En ufak bir        olumsuzluğu, eleştiriyi temel alarak bu düşüncelerini desteklemeye        çalışırlar.Karar aşamalarında huzursuz, tedirgin, sinirli hissederler.        Çevresel ilişkileri bağımlı oldukları az sayıda kişi ile kısıtlıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Beraberinde görülen bozukluklar arasında depresif bozukluklar, uyum        bozuklukları, yaygın anksiyete bozukluğu, kişilik bozuklukları ( özellikle        sınırda, çekingen ve histrionik k.b.) gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Öz bildirim ölçeği verilerek yapılan bir araştırma sonuçlarına göre % 15        oranında bu rahatsızlığa rastlanmıştır. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat        daha çok tanı konmaktadır. Ailenin en küçük çocuğunda rastlanma        olasılığının daha çok olduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşırı müdahaleci, evhamlı anne- babanın çocuğun bağımsız ve hakkini arayan        davranışlarını eleştirici ve cezalandırıcı bir şekilde baskılamaları ile        oluştuğu düşünülmektedir. Çocuk sonraları özgürlüğün ailesinin sevgi ve        desteğini kaybetmeye yol açacağını düşünmekte ve onlara yapışmaktadır.        Gene ayni şekilde annenin aşırı kollayıcılığı da bu duruma zemin        hazırlamaktadır. Bağımlı kişilik uzun sureli vücutsal hastalıklar ve        çocuklukta sevgi eksikliği yasayanlarda da belirgin olarak fazla        görülmektedir. Bu kişilerin aile yapılarında duyguların ifade edilişi        kısıtlıdır ve çocuk üzerinde yüksek düzeyde kontrol bulunmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedaviye gerilim, depresif ve vücutsal yakınmalar ile başvururlar.Bireysel        terapiden fayda görürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-1923777667975609812?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/1923777667975609812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=1923777667975609812' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1923777667975609812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/1923777667975609812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/baml-kiilik-bozukluu.html' title='Bağımlı kişilik bozukluğu:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-9158359678592784278</id><published>2008-06-29T04:09:00.006-07:00</published><updated>2008-06-29T04:10:18.944-07:00</updated><title type='text'>Antisosyal kişilik bozukluğu</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Antisosyal kişilik bozukluğu       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az 3'unun varlığı ile birlikte ,15 yasından beri suren        başkalarının haklarını saymayıp, diğerlerinin haklarına saldırı ile        kendini gösteren kişilik bozukluğudur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Tutuklanmasına yol açacak davranışlarda ısrar ile kendini gösteren        yasalara uygun ,sosyal davranışlara uyamama&lt;br /&gt;      2-Devamlı olarak yalan söyleme, farklı takma adlar kullanma, zevk ya da        kişisel çıkarı için başkalarını aldatma gibi dürüst olmayan davranışlar&lt;br /&gt;      3-Aniden sonucunu düşünmeden yapılan davranışlar,gelecek için planlar        yapmama&lt;br /&gt;      4-Tekrarlayıcı kavga, dövüş ,saldırılar ile birlikte öfkelilik hali&lt;br /&gt;      5-Kendisi, yakınları ya da başkasının güvenliği ile ilgili umursamazlık        hali.&lt;br /&gt;      6-Bir isi yürütememe veya parasal sorumluluklarını yerine getirmeme ile        giden sürekli bir soru suçluk durumu&lt;br /&gt;      7-Başkasına zarar vermiş, fena davranmış birseller çalmış olmasına rağmen        duruma ilgisiz kalıp, kendini hakli göstermeye calisi k ve bundan vicdan        azabı duymamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişinin en az18 yasında olması ve 15 yas öncesi davranım bozukluğu        belirtileri göstermeye başlamış olması gerekmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Rahatsızlığın olusunda rol alan etkenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ani dürtüsel hareketler ve saldırgan davranışların beyindeki anormal        serotonin işlevi nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Bu kişilerin genetik        yatkınlık durumları olmasa bile , erken çocukluk dönemlerinde anne-        babanın maddi ya da manevi yokluğu, ebeveynin cezalandırıcı, aşağılayıcı        tavırlar sergilemesi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlık psikopati ve sosyopati olarak da bilinmektedir.Hastada 15 yas        öncesinde davranım bozukluğu belirtileri vardır. (insan ya da hayvanlara        yönelik saldırganlık, mala zarar verme, başkalarına ait şeyleri çalma ve        sahtekarlıklar yapma(ev-okuldan kaçma,hırsızlık) ve kuralları, disiplini        önemli derecede bozma) Bu davranışlar sürekli kendini göstermektedir. Bu        kişiler yasadışı isler peşinde koşarlar. Başkalarının düşünceleri onlar        için önemli değildir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Toplumda görülme oranı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Erkeklerde % 3,kadınlarda % 1 oranında görülmektedir. Madde kullanımı        nedeniyle yataklı tedavi görülen kurumlar ve adli mekanlar ya da        cezaevlerinde daha yüksek oranda görülmektedir. Çoklukla yalan söyler,        çevrelerindekileri aldatır, çıkar elde etmek ya da sadece zevk almak için        başkalarını kullanır ya da yanıltırlar. Öfkelerine hakim olamayıp,kavga        ederler,esleri, çocukları, ana- babalarını döverler. Ana-baba olmanın        gereklerini yerine getiremez, düzenli, sakin bir aile hayati        oluşturamazlar. Tehlike oluşturacak etkinliklere atılırlar (hızlı ve        zikzaklar yaparak araba kullanma, alkollü araç kullanımı, tekrarlayan        kazalar yapma gibi ).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Farklı ve zararlı cinsel ilişkiler ve alkol-madde kullanımı görülebilir.        Sorumluluklarını yerine getirmedikleri için isten atılmaları, işverenle        tartışmaları fazladır. Herkes gibi düzenli ve doğru yoldan yasayamazlar.        Çok is değiştirirler. Yokluk içinde kalıp, sokaklarda yatabilirler.        Askerlikleri aldıkları cezalar nedeniyle uzar, uzun sureli hava değişimi        raporları alırlar.Yaptıklarından pişman olmazlar.Kibirli bir görünüm        sergilerler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kimlerde daha çok rastlanmaktadır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle sosyoekonomik düzeyi düşük ve kırsal kökenli kişilerde        görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hastalığın seyri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eğer kişi yapılan eylemler sonucu ya da kotu yasam koşulları sonrası        ölmezse , rahatsızlık 40 yas sonrasında etkinliğini azaltabilir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Ailesel yatkınlık:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu bozukluk hastanın 1. derece akrabalarında genel topluma göre daha çok        görülmektedir. Ayrıca bu kişilerin akrabalarında somatizasyon bozukluğu ve        madde kullanım bozukluğu da yüksek düzeydedir. Sebepleri:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocuklukta dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ileri        donemde görülme riski yüksektir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-9158359678592784278?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/9158359678592784278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=9158359678592784278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/9158359678592784278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/9158359678592784278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/antisosyal-kiilik-bozukluu.html' title='Antisosyal kişilik bozukluğu'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6188425375608109537</id><published>2008-06-29T04:09:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:09:57.849-07:00</updated><title type='text'>Kişilik nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Kişilik nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İnsanları birbirlerinden farklı kılan , kendisi ve çevresindekilere bakış        acıları ,onlarla kurabildiği ilişki düzeyleri ve tepkilerini kapsayan        çeşitli ortamlarda kendini gösteren bedensel, düşünsel ve ruhsal        özelliklerdir. Bu özelliklerin kişinin çevreye uyumunu bozup, günlük        işlevselliğini bozması, kendinde gerilim-kaygı hali oluşturup, içinde        yaşanılan kültürün beklentilerinden sapma gösteren ,süreklilik taşıyan bir        hal alması durumunda kişilik bozukluğundan bahsedilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu bozukluk kendisi, başkaları ve olayları algılama ; verdiği duygusal        tepkilerin uygunluk, değişkenlik ve yoğunluğu ;kişiler arası işlevsellik ;        öfke, heyecan, aşırı isteklerin,dürtülerin kontrolü olarak        sınıflayabileceğimiz dört alanın en az ikisinde kendini gösterir.        Başlangıcı ergenlik ya da genç erişkinlik hatta bazen daha küçük yas        gruplarına dek uzanır. Bu durum başka bir ruhsal,fiziksel hastalığın ya da        bir maddenin etkilerine bağlı olarak gelişen bir durum değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6188425375608109537?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6188425375608109537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6188425375608109537' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6188425375608109537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6188425375608109537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/kiilik-nedir.html' title='Kişilik nedir?'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-9059757759420478903</id><published>2008-06-29T04:09:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:09:27.485-07:00</updated><title type='text'>Karışık Kaygılanım</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Karışık Kaygılanım&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;Bu        bozukluk aşağıdaki maddelerin varlığı halinde teşhis edilebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      A-En az bir ay süresince devamlı olarak ya da tekrarlayarak varlığını        sürdüren keyifsizlik, mutsuzluk,huzursuzluk gösteren bir duygu-durum hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      B- Bu mutsuzluk-huzursuzluk içeren duygu-durumun, en az bir aydır varolan        aşağıdaki belirtilerden en az dördüne eşlik etmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Bir konu ya da aktiviteye konsantre olmada (yoğunlaşmada) güçlük çekme        ya da zihnin boşluğa girmesi, şaşkınlık durumu.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Uykuya dalma güçlüğü ya da sabah kalkılınca yorgun kalkma,dinlendirici        olmayan bir uyku.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Bitkinlik ve enerji düzeyinde azalma hissi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4- Sinirlilik, huzursuzluk, en ufak şeyden gerilim hissetme, aşırı        tepkisellik hali (irritabilite).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Üzüntü ve kederlilik hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Gözyaşının hemen akmaya hazır olması, kolayca ağlama.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Yerinde duramama, sıkıntı ile bir oraya, bir buraya gezinme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Daima olabilecek olayların en kötüsünü beklemek, en olumsuzu ile        karşılaşabileceğini hissetmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Ümitsizlik, geleceğe yönelik genel bir kötümserlik, umutsuzluk hissi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      10-Özgüvende düşüklük, kendini değersiz hissetme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      C- Bu yakınmalar kişide belirgin bir sıkıntı ve gerilime yol açmalı ya da        kişinin mesleki , toplumsal ya da diğer işlevsellik alanlarında        bozulmalara yol açmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      D- Yakınmalar başka bir madde ya da genel vücutsal bir hastalığın etkisi        nedeniyle oluşmamalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      E- Bu ölçütler herhangi bir depresif bozukluğu, kaygı bozukluğunu ya da        başka bir psikiyatrik bozukluğu karşılamamalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Depresyon ya da kaygı bozukluklarına göre daha uzun sürme eğiliminde olup,        kişilerin işlevsellikleri de bunlara göre daha olumsuz yönde        etkilenmiştir. Bu bireylerde gene diğer iki bozukluğa göre daha ileri        düzeyde kişilik bozukluklarına rastlanabilmektedir.Gerilimin arttığı        dönemlerde bu kişilerde rahatsızlık, yerini depresyon ya da panik bozukluk        gibi bir kaygı bozukluğuna bırakabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre toplumdaki yaygınlığı % 1 olarak        bulunmuştur. Kadınlarda erkeklere oranla dört kat daha fazla        görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde noradrenerjik sistem etkinliğinde artış, GABA ve serotonin        ile ilgili anormallikler söz konusudur.Otonom sinir sistemi dediğimiz        istemsiz olarak çalışan iç organlarımızı idare eden sistemin aktivitesinde        artış sonucu sindirim ile ilgili yakınmalar gözlenebilir. Bu bireylerde        birbiriyle ilişkili olan hipotalamus, hipofiz ve böbreküstü bezlerinde        aktivitede artış gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Etkilenen kişilerde , rahatsızlığın başlangıcı öncesinde kendileri ya da        yakın çevreleri ile ilgili kayıp yaşantıları, korku, gerilim, fiziksel ya        da duygusal tehdit yaşantıları içinde oldukları gözlenmiştir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi kullanılmaktadır.        Tedavi ilkeleri kaygı bozuklukları ve depresif bozukluklardaki gibidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-9059757759420478903?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/9059757759420478903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=9059757759420478903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/9059757759420478903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/9059757759420478903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/kark-kayglanm.html' title='Karışık Kaygılanım'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7699623079566015040</id><published>2008-06-29T04:09:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:09:15.521-07:00</updated><title type='text'>Karışık Duygulanım</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Karışık Duygulanım&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;En az        bir hafta süre ile hemen hemen her gün hem mani hem de depresyon tanıları        konulabilecek düzeyde yakınmaların yaşandığı bir durumdur. İki uçlu        duygu-durum bozukluğu hastalarının yaklaşık 1/3 ünde bu teşhisin söz        konusu olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Karışık (karma) duygu-durum epizodu ölçütleri:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      1- Hem mani atağı hem de major depresyon atağı ölçütleri bunların süre        ölçütleri dışında , en az bir hafta boyunca, neredeyse her gün        yaşanmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Bu duygu-durum bozukluğunun yakınmaları kişide mesleki ya da toplumsal        işlevsellikte belirgin bozukluğa yol açabilecek, kişilerle ilişkilerde        sorunlara neden olabilecek, kendine veya çevresindekilere zarar verecek        davranışları önlemek amacıyla hastaneye yatırma gereksinimi        hissedilebilecek ya da olası psikotik belirtilere yol açabilecek düzeyde        olmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Belirtiler bir madde, ilaç, tedavi ya da başka bir vücutsal hastalığa        bağlı olmamalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Görünüm şekli: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde kısa süreli gelip geçici ağlama hali,çökkün bir        duygu-durum,hatta öz kıyım düşünceleri mani atağı belirtilerinin en yüksek        olduğu dönemde ya da maniden depresyona geçiş evresinde görülebilir.        Ayrıca depresyon esnasında kişide düşünce akışında aşırı hızlanmanın        olması da diğer bir görünüm şeklidir. Bu kişilerde sinirlilik, panik        atakları, yüksek sesle ve araya girilemeyen,durdurulamayan konuşma ,        saldırganlık hali, öz kıyım düşünceleri, uykusuzluk, büyüklük düşünceleri        ve aşırı cinsel eylem ve düşünceler yanında kötülük görme sanrıları,        davranışlarının farkında olmadığı bulanık bir bilinç yapısı        görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha çok gençlerde ve 60 yaş üzeri kişilerde görülmektedir. Sıkıntı        düzeyleri daha çok olduğundan dolayı tedavi için daha çok        başvurmaktadırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Karma duygu-durum bozukluğunun önemi:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Bu durumun manik özellikleri şiddetli belirtilerle ( duygu-durumda        dalgalanmalar, yoğun kaygı, suçluluk düşünceleri, psikotik belirtiler )        seyretmektedir. Bu tip duygu-durum bozukluğunda manik belirtiler de        bilinen maniye göre daha uzun sürmektedir. Bu hastalarda intihara da daha        yüksek oranda rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      Birlikte bulunabilen psikiyatrik rahatsızlıklar: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Alkol-madde kötüye kullanımı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Obsesif-kompulsif bozukluk&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Migren, konvulsiyonla seyreden bazı hastalıklar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi kullanılmaktadır.        Tedavi ilkeleri depresif bozukluklardaki gibidir&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7699623079566015040?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7699623079566015040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7699623079566015040' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7699623079566015040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7699623079566015040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/kark-duygulanm.html' title='Karışık Duygulanım'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-5343645528791457481</id><published>2008-06-29T04:08:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:08:55.412-07:00</updated><title type='text'>ntiharın önlemesinde dikkat edilmesi gereken durumlar</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;ntiharın önlemesinde dikkat edilmesi gereken        durumlar &lt;/span&gt;       &lt;p align="justify"&gt;İntihardan bahseden kişiler, hayatın anlamsızlığından        bahsedenler, eşyalarını dağıtmaya başlayan, içe kapanan kişilerde dikkatli        olunmalıdır. Özellikle daha önceden intihar girişimleri olanlarda bu        türden sözler önemsenmelidir. Özellikle yaşlılarda intihar ile ölüm daha        yoğun olduğundan, yaşlılar tek başlarına bırakılmamalı, daha yakından        ilgilenilerek, yataklı tedaviye başvurulmalıdır. Yakınlarını kaybedenler,        eşlerinden ve işlerinden ayrılanlar risk grubu içinde olduğundan bu        kişilerle irtibat arttırılmalı, farklı bir süreç hissedilirse, kişinin        yakınları ile iletişime geçilmelidir. Hastaneden yeni çıkış, depresyonun        ilk dönemde tedavisini izleyen aniden yaşanan bir dinginlik hissinde        dikkatler kişi üzer,ne toplanmalıdır. Çevre kişiyi destekleyici olmalı,        suçlayıp, yargılamamalı, kaldıramayacağı sorumluluk ve tasaları kişiye        yüklememelidir. Bu durumlar aşılamıyorsa mutlaka bir psikiyatrik tedavi ve        yataklı tedavi gereklidir. Unutulmamalıdır ki intiharlar birbirlerini        tetikler ve bir çığ gibi beraberinde başka intiharlara da yol açar.        Birbirimizi anlamaya, sevmeye ve yardım etmeye ne kadar ihtiyacımız var        değil mi? Daha sağlıklı bir toplum olmak için birbirimize destek olmaya        çok , elele tutuşmaya çok gereksinmemiz var, sağlıklı ve umutlu günler        dileklerimle. .         &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-5343645528791457481?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/5343645528791457481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=5343645528791457481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5343645528791457481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/5343645528791457481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ntiharn-nlemesinde-dikkat-edilmesi.html' title='ntiharın önlemesinde dikkat edilmesi gereken durumlar'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3606567862245299618</id><published>2008-06-29T04:08:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:08:35.530-07:00</updated><title type='text'>İntihar Nedenleri</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İntihar &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Öz kıyım (intihar) riskini arttıran etmenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İlkbahar ve yaz mevsiminin başlangıç ayları daha yüksek Öz kıyım        sayılarına sahiptir.Üniversite eğitimi almışlarda, daha düşük eğitim        düzeyine sahip olanlara göre , daha yüksek intihar oranına rastlandığı        gözlenmiştir. Müzisyenler, hekimler ve diş hekimleri, hukukçular, sigorta        sektöründe çalışanlarda daha yüksek oranlar gözlenmektedir. Kişinin        esinden ayrılmış olması ya da esin olmuş olması da riski arttırmaktadır.        Bekarlarda evlilere göre 2; boşanmış, ayrılmış ya da esini kaybetmiş        kimselerde evliklere göre 4 kat daha çok oranda öz kıyıma rastlanmaktadır.        Şehir ortamında yasamak ta ayni şekilde riski yükseltmektedir. Bireyin yas        grubu da intiharda önemli bir öğedir. Erkeklerde 45 yas, kadınlarda 55 yas        sonrası Öz kıyım oranları artmaktadır. Ayrıca Öz kıyım riski yüksekliği        erişkinliğe geçiş yılları ve eğitim, mesleğe başlangıç, ilk evlilik donemi        yılları olan 15-25 yas döneminde de ikinci bir zirve oluşturmaktadır. Bir        kez intiharı denemiş kişilerde intihar riski artmaktadır. Bir iste        çalışmamak ya da son zamanlarda iflas etmek, isten çıkarılmak, cezaevine        konma gibi durumlar da Öz kıyım olasılığını yükseltmektedir. Bireyin bir        psikiyatrik hastalığının olusu ya da tedavi olunamaz bir rahatsızlığın        varlığı da riski çoğaltmaktadır. Buna trajik bir örnek olarak gecen        yıllarda gazetelerde gördüğüm bir haberi verebilirim. Ailesi tarafından        doktora götürülen ortaöğretim dönemindeki bir kız öğrenciye anemi (        kansızlık) teşhisi konur. Bu teşhisi sözcüklerin benzerliği nedeniyle        lösemi ( kan kanseri ) ile karıştıran genç kız bu nedenle hayatına kıyar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İntihar ve vücutsal hastalıklar :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan çalışmalara göre Öz kıyım gerçekleştirenlerin % 25-75 inde        vücutsal hastalıklara rastlanmıştır. Kanser hastası erkeklerin % 50 sinin        teşhis konduktan 1 yıl içinde öz kıyım ile hayatlarını        sonlandırabildikleri saptanmıştır. Göğüs ve genital sistem kanseri olan        kadınlarda % 70 gibi yüksek bir oranda intihar gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1- İntihar eğiliminin yüksek olduğu merkezi sinir sistemi hastalıkları:        Epilepsi (sara hastalığı), MS (multipl skleroz), kafa yaralanması,        kalp-damar hastalığı, Huntington hastalığı, demans (bunama), AIDS. Tüm bu        rahatsızlıklarda depresyona yüksek bir oranda rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- İntihar eğiliminin yüksek olduğu endokrin sistem hastalıkları: Cushing        hastalığı, anoreksiya nervosa, Klinefelter sendromu, porfiri. Bu gruptaki        hastalıklarda da duygu-durum bozuklukları çok gözlenmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- İntihar eğiliminin yüksek olduğu mide-bağırsak sistemi hastalıkları:        Peptik ülser ve siroz. Her iki rahatsızlık ta alkolizm ile beraber daha        çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4- İntihar eğiliminin yüksek olduğu urogenital sistem sorunları: Prostat        büyümesi, hemodiyaliz uygulanması. Her iki durumda da duygu-durum        bozuklukları gözlenebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İntihar ve psikiyatrik hastalıklar:&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/intiharneden.htm#top"&gt;&lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/arrow_up_red.gif" align="right" border="0" height="20" width="15" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;       Psikiyatrik bir rahatsızlığı olanların olmayanlara göre öz kıyım riskinin        3-12 kat daha fazla olduğu gözlenmiştir.Yapılan çalışmaların sonuçlarına        göre öz kıyım gerçekleştiren kişilerin % 70 kadarında depresyon ya da        alkolizme rastlanmıştır. 30 yas altındaki öz kıyımlarda madde kullanım        bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu on plana çıkmaktayken,30 yas        üzerinde depresyon ve beyne ait bozukluklar (defans gibi) öne geçmektedir.        Psikiyatrik rahatsızlığı olan öz kıyım ile hayatına son veren kişilerin        ,psikiyatrik hastalığı olmayan intihar eden kişilere göre daha genç yasta        olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Depresyon: Öz kıyımın en fazla görüldüğü psikiyatrik rahatsızlık        depresyondur. Özellikle hastada hafifçe iyileşmenin başladığı erken tedavi        dönemlerinde ve hastanede yatıp çıkmayı izleyen dönemlerde intihar        riskinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yurt dışında yapılan bir        çalışmaya göre depresyonun varlığı halinde intihar görülme olasılığı, her        hangi bir ruhsal hastalığı olmayanlara göre 30 kat daha çok bulunmuştur.        Depresyonu olan erkeklerin kadınlara göre daha çok öz kıyım        gerçekleştirdikleri gözlenmiştir. Öz kıyım denemeleri sayısı da        depresyonlu kişilerde daha çoktur. Depresyonu olup öz kıyım        gerçekleştirenlerin depresyonlarına ek olarak alkolizm, kişilik        bozuklukları gibi başka ruhsal hastalıkları da olduğu belirlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Şizofreni: Ortalama % 10 oranında öz kıyıma rastlanmaktadır. Özellikle        hastalığa ait yoğun belirtilerin tedavi ile azaltıldığı, kişinin        işlevselliğindeki azalmanın farkında olup, depresyon el bir donem yasadığı        ve daha çok hastalığın ilk yıllarında gözlenmektedir. Daha az görülen bir        şekilde ise kişinin halusinasyonları kapsamında, kendisine söylendiğini        düşündüğü ‘kendini at, oldur ’ seklindeki emirler nedeniyle intiharları        gerçekleştirdikleri gözlenmiştir. Şizofrenik öz kıyımların % 75 inin        evlenmemiş,genç yasta erkekler olduğu, % 50 sinin de daha önce öz kıyım        girişimleri olduğu saptanmıştır. Hastaneden çıkıştan birkaç hafta-birkaç        ay sonrasında risk yükselmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Alkolizm : Tüm intihar vakalarını % 20 sinden sorumludur. Öz kıyım        gerçekleştirmiş alkolizmi olan kişilerin % 40 indi daha önceden öz kıyım        girişimlerine rastlanmıştır. Erkek alkolik öz kıyımların kadınlara göre 4        kat daha fazla olduğu görülmüştür. Kişinin çevresinden uzaklaşmasını        sağlayarak, çevresinin bu alışkanlığı nedeniyle kendisini artık        desteklememesi ile, Kişinin beyninde uzun donemde oluşturduğu bozukluklar        ve alkol almayı takiben oluşan pişmanlık ve çaresizlik düşünceleri        nedeniyle intihar çok görülmektedir. Yurt dışında yapılan çalışmalara göre        alkolizm gözlenen kişilerde hayat boyu öz kıyım girişimi oranı % 10-15        arasında bulunmuştur. Öz kıyım gerçekleştiren alkolizmi olan kişilerin        geçmişlerinin daha zor olaylarla yüklü olduğu, anne-baba ayrılığı ya da        kaybı, okul basarisizliği, is kaybı, ekonomik zorluklar ve içe kapanmanın        daha çok olduğu görülmüştür. Bu bireylerin daha küçük yaslarda alkole        başlayıp, son zamanlarda çok daha fazla alkol kullandıkları saptanmıştır.        Alkolizmi olanlarda daha önce gerçekleştirilen intihar girişimini        tekrarlama riskinin yüksek ve kullanılan Öz kıyım yöntemlerinin daha ciddi        ( asma, yüksekten atlama gibi) nedeniyle daha uyanık olmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişilik bozuklukları: Kişinin alkol ve madde kullanımına yönelebilmesi,        daha çok çevresiyle sorunlar yasayabilmeleri, sorunlarla uygunsuz şekilde        bahsetmeye çalışmaları, tedavi almak istememeleri gibi nedenlerle öz kıyım        girişimleri ve sonuçlandırmaları yüksek bir orandadır. Özellikle        antisosyal Kişilik bozukluğunda % 5 oranında öz kıyıma rastlanmaktadır. Bu        kişilerin daha öncesinde de öz kıyım tehdit ve girişimlerine yüksek oranda        başvurdukları gözlenmiştir. Cezaevlerinde genel nüfusa kıyasla 3 kat daha        fazla miktarda gözlenmektedir. Ayrıca sınırda Kişilik bozukluğu, narsistik        Kişilik bozukluklarında da Öz kıyım gözlenebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3606567862245299618?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3606567862245299618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3606567862245299618' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3606567862245299618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3606567862245299618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/intihar-nedenleri.html' title='İntihar Nedenleri'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-4148404437377954505</id><published>2008-06-29T04:08:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:08:10.958-07:00</updated><title type='text'>İntihar</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İntihar &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;       Tüm ölümlerin % 0.4-0.9 unu oluşturan intihar (öz kıyım) davranışı kişiyi        ve çevresini etkilemesi yanında , sonraki nesiller ve toplum üzerindeki        etkileri nedeniyle büyük bir toplumsal sorundur. Tüm dünya çapında her gün        yaklaşık bin kişi öz kıyım gerçekleştirmektedir. Erkeklerin kadınlardan        daha çok intiharı gerçekleştirdiği saptanmıştır. Sonuçlara göre erkeklerde        2-7 kat daha fazla öz kıyıma rastlanmıştır. Erkekler daha şiddetli        metotlar (asılma, kendini silahla vurma gibi) yeğlerken, kadınların ilaç        ve boğulmayı seçtikleri gözlenmiştir. Etnik gruplar ve azınlık konumunda        olanlar birbirlerine daha bağlı olduklarından daha az öz kıyıma        yönelirken, göçmenler henüz ortama alışamadıkları için daha yüksek        oranlara sahiptirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Acı ve düşündürücü olan şey, kişinin bu eylem öncesinde kendisi için olası        ağırlaşan tehlikeyi fark etmesi ve bunu kendi beden dili ya da sözel        ifadesiyle açıklamasıdır. Bazı vakalarda birey ‘ beni tek başıma        bırakmayın, çocuklarıma ya da kendime bir şey yapmaktan korkuyorum’        seklinde uyarı mesajları verebilmekte, pencere kenarları, ecza        dolaplarının bulunduğu mekanlara yakın durabilmekte, değerli ve kendince        manevi değeri olan şeyleri çevresindekilere verebilmekte, artan yoğunlukta        hayatın anlamsızlığından bahsedebilmekte ve tehlikeli eylemleri birer        birer deneyebilmektedir. ‘ Selvi gibi ümitler birer iğdeye dönmüş’,        intihar dışında yapacak hiçbir şey kalmadığı düşüncesi bilince hakim        olmuş, yaşanan her saatin acı , günah ve sorunları arttırmaktan başka bir        işe yaramayacağı şeklindeki yaklaşımlar çoğu öz kıyım durumunda        görülebilmektedir. Ancak buna rağmen bazı durumlarda gereken adımlar        atılamayabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişi intiharı sorunlarını giderici, çare bulamadığı acılarını dindirmeye        yarayan, katlanamayacağı sonuçları yaşamamasını sağlayıp, daha önce        bulamadığı huzur ortamını getirecek bir çözüm olarak görür. Bireyde olum,        mezara konmak ve hayata son vermenin sonrasına ait düşünceler        bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İntihar girişimlerinde bulunan kişilerin kendilerini ezen, görmemezlikten        gelen, kendileri ile ilgili istek, karar ve seçimlerine kulak vermeyen        ebeveynlerden; güvenlerini sarsan, kendilerini yüzüstü bırakan        arkadaşlardan bahsettikleri gözlenmiştir. Bu durumdaki kişiler kendilerini        işe yaramaz, kullanılmış, günahkar , cezalandırılmayı hak etmiş kişiler        olarak görebilmektedirler. Bireyler kendilerinin görüş ve duygularının        ,daha doğrusu kişiliklerinin değiştiğini görebilmekte ve aklini kaybetme,        kendi denetimlerini kaybetme gibi korkular yasayabilmekte ‘o ben gitti        ,başka bir ben geldi kendimi tanıyamıyorum’ seklinde konuşabilmektedirler.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel olarak intihar davranışlarında ölmek düşüncesi yanında daha iyi        şartlarda yasamak yolunda bir kararsızlık ta bulunabilmektedir. Bu nedenle        yüksek bir yerden atlamadan önce beklenmekte olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin kendini topluma ait , onun bir parçası olarak görmesi, çevresinin        kendinin arkasında olduğu, sorumluluğu altında onun yardımına muhtaç        kişilerin olduğu , bu eylemin günah olduğu düşüncesi, kendine maddi ya da        manevi olarak destekçi güçlerin bulunduğu inancı öz kıyımların önüne        geçebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-4148404437377954505?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/4148404437377954505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=4148404437377954505' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4148404437377954505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4148404437377954505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/intihar.html' title='İntihar'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-17948859740241755</id><published>2008-06-29T04:07:00.005-07:00</published><updated>2008-06-29T04:07:43.184-07:00</updated><title type='text'>Sosyal fobinin çocuklardaki görünümü :</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Sosyal fobinin çocuklardaki görünümü :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda aşırı ürkek, sessiz, hareketsiz,        utangaç bir tavır sergileyebilirler. Bazen de böyle bir durumda ağlama,        anne-babaya yapışırcasına sarılma, onlara dokunma, yanlarından ayrılamama,        huysuzca davranışlar içine girebilirler. Toplulukla oynanan oyunlara        katılmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta bir köseye sinip, kendilerini        gizleyerek olanları izlerler. Oyunlara katılsalar bile diğerlerinin        sözleri doğrultusunda ve önemli roller almadan hareket eder , oyun        kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri planda kalırlar. Okula gitmek        istemeyip, turlu yakınmalarla evde kalmak isterler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumda % 2-3 oranında görülmektedir. 20 yas öncesi başlamakta olup, daha        çok 11-15 yas arasında ilk belirtilerini göstermektedir. Kadınlarda daha        çok görülmekte, ancak erkekler daha çok meslek sahibi olduklarından daha        çok belirti göstermekte ve daha fazla tedaviye başvurmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocukluk öykülerinde utangaçlıkları olan, sosyal acıdan baskılanmış        yaşantıları olanlarda görüldüğü gözlenmiştir. Arkadaşları ya da        büyüklerince küçük düşürülme ya da çok üzücü, gerilimli bir olayı        izleyerek de gelişebildiği saptanmıştır. Kişi bu tur üzücü deneyimlerle        karsılaştıkça sosyal fobiyi geliştirebilir. Bazı kişilerde de varolan bazı        sosyal beceri eksiklikçikleri bu türden olumsuz eleştirilere yol açıp,        ilerleyen donemde sosyal fobiye yol açabilir. Kişinin yetiştiği çevreden        aldığı eğitim ve göreneklerle, hissettiği gerilimi katalize ediş sekli        önemlidir. Bazı kişilerde az miktardaki gerilim kişiyi daha çok bir        aktiviteye yöneltip, kamcılarken, yeterli güven ilişkisinin kurulmadığı ,        düşünce ve hareket serbestisinin verilmediği ailelerde bu durum geri        çekilmeye ve aktivitelerde bozulmaya yol acar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan araştırmalara göre sosyal fobim davranışların sinir sisteminin        dopamin ve serotonin sistemleri ile de ilişkili olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir araştırmaya göre sosyal fobim kişiler ailelerini daha az ihtimam        gösteren, daha reddedici ve anormal derecede fazla koruyucu, kollayıcı        olarak algıladıklarını belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin 1. Derece yakınlarında toplum ortalamasına göre 3 kat daha        çok sosyal fobiye rastlanmıştır. Ayrıca yakın akrabalarda majör depresyona        da daha fazla rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İlaç tedavisi yanında bilimsel- davranışçı tedavi uygulanır. Psikoterapide        daha aktif bahsetme mekanizmalarının kazandırılması ve kişinin kendine        bakısındaki olumsuz düşünce yapılarının düzeltilmesi üzerine çalışılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-17948859740241755?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/17948859740241755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=17948859740241755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/17948859740241755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/17948859740241755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/sosyal-fobinin-ocuklardaki-grnm.html' title='Sosyal fobinin çocuklardaki görünümü :'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2922087740079592156</id><published>2008-06-29T04:07:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:07:37.603-07:00</updated><title type='text'>Sosyal Fobi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Sosyal Fobi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişiler çevrelerindeki kişilerin kendileri hakkında gergin, güçsüz,        beceriksiz, aptal, yetersiz seklinde düşünceler içine gireceklerinden        endişe ederler. Çevrelerindekilerin kendi ellerinin titrediğini,        yüzlerinin kızardığını, seslerinin titrediğini, bozuk bir üslup ile        şaşırarak konuşup rezil olacakları ve gerilimlerinin anlaşılacağı        düşünceleri ile topluluk önünde konuşamaz, başkaları yanında yemek        yiyemez, orta yerde yazı yazamaz hale gelebilirler. Bu durumlardan çeşitli        bahanelerle kaçınır, böyle bir durumla mecburen karsılaşırlarsa yoğun        gerilim, çarpıntı, terleme, sıcak basması, fenalık hissi, mide bulantısı,        ishal gibi yakınmalar gösterirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eğer bu tur bir olay önceden belirlenmiş ise olayın çok öncesinden        itibaren bu yakınmalar olacak seklinde bir beklenti içine girerler ve olay        öncesi her günü kaygı ile geçirirler. Bunun sonucunda kişinin toplumsal        işlevselliği kısıtlanır ya da bozulur. Eğer korkulan durumlar ve ortamlar        çok sayıda ise yaygın sosyal fobiden bahsedilir. Bu durumda da daha çok        yanlış ve kusurlu durumlar sergileyip, daha çok sosyal becerilerde kayıp        gösterirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu durumdaki kişilerde başkalarınca eleştirilme, olumsuz bir bakış acısı        ile değerlendirilme ya da çevrelerince reddedilmeye karsı aşırı bir        hassasiyet vardır. Kendi hakların savunmada çok yetersizdirler ve bunu        başkalarının kendi adlarına yapmalarını beklerler. Kendilerini hafife        alır, yeterince önemsemezler, kendilik saygilari düşük olup, bu durum halk        arasında ‘aşağılık duygusu’ olarak bilinmektedir. Kişilerde        değerlendirmeye tabi tutulacakları için sınav korkuları da on planda        gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Karsılarındakiler ile göz göze gelmemeye , on sırada bulunmamaya        çalışırlar . öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz, sözlülerde        basarisiz olur, etkinliklere katılmaktan kaçınırlar. Is sahipleri gerekli        atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz ve fikirler        ileri süremez, ilerleyemezler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Is kayıpları ve okul başarıları azalır ve akademik gelişmeleri kısıtlı        kalır. Bazıları karsı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar        yasadıklarından kendi baslarına arkadaş sahibi olamaz , bekar        kalabilirler. Bunun önüne geçmek için başkalarının önayak olmasını bekler        ve görücü usulü ile evlenme yoluna gidebilirler. Bulundukları ve        yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler        haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sosyal Fobi Beraberinde Görülen Psikiyatrik durumlar:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -panik bozukluğu -obsesif kompulsif bozukluk -somatoform bozukluklar -depresif        bozukluklar -alkol-madde kullanım bozuklukları. -çekingen kişilik        bozukluğu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2922087740079592156?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2922087740079592156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2922087740079592156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2922087740079592156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2922087740079592156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/sosyal-fobi.html' title='Sosyal Fobi'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-2919774167651902901</id><published>2008-06-29T04:07:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:07:20.615-07:00</updated><title type='text'>Korkularımız ve Fobiler</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Korkularımız ve Fobiler:&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çoğumuz çeşitli şeylerden korkarız. Bu korkularımız hayatımızın çeşitli        dönemlerinde değişiklikler gösterebilmektedir. Çocukluk döneminde        özellikle anne-baba ya da diğer bakım veren kişiler yanımızda olmadığında        , onları göremediğimizde korku duyarız, onların bizi terk ettiğini        düşünerek, korkar, ağlarız. Yaşımız 1.5-2 yi aşınca artık anne babamız        yanımızda olmayınca onların bizi terk ettiği düşüncesi, yerini onların        sevgisini kaybedebileceğimiz düşüncesi almaya başlar. İlerleyen günlerde        ailemizle yaşantılarımızdan kazandığımız, onlarla olan ilişkimizin bize        kazandırdığı güven hissi ile artık kendi kendimize kararlar verir,        hareketlerimizi kendi hedeflerimiz doğrultusunda planlar ve yürütürüz.        Ancak ailede eğer anne baba geçimsizliği, şiddet ortamı, çocuklara gerekli        sevgi ve ilginin gösterilememesi, onlara taşıyabilecekleri yeterli        sorumluluklar verilmez, arkadaş ilişkileri için gereken oyun ve yaşıt        desteği sağlanamaz, iyi örnek olunamazsa o durumda özgüven eksikliği ve        korkuların oluşumuna yol açılabilir. Korkuların daha ileri şekli ise        fobilerdir. Fobileri alelade korkulardan ayıran özellikler, korkuyla        oluşan sıkıntı ve gerilimin belli bir nesne ya da duruma bağlı olması;        korkunun boyutunun olayı tetikleyen korku objesi ya da duruma kıyasla        orantısız ve abartılı bir düzeyde olması; kişinin kendi verdiği tepkisinin        anlamsız ve aşırı olduğunun tümüyle farkında olması; o korku nesnesi ya da        durum ile karşılaşmaktan ısrarla kaçınması ve eğer karşılaşırsa aşırı        düzeyde çarpıntı, nefes alamama, ter leme, sıcak basması, mide bulantısı        hatta bayılma gibi durumlara yolaçarak, kişinin hayatını kısıtlamasına        sebep olmasıdır. Kişi o hale gelir ki, sokağa çıkamaz, ya da tek başına        kalamaz, bazı yerlerden geçemez, bu durum kişinin yakın çevresindekileri        de olumsuz etkileyerek, onların da durumun getirdiği sıkıntılı durumları        yaşamasına sebep olur ve kişinin çevresi ile sorunlar yaşamasına, sosyal        ya da mesleki işlevselliğinde bozulmalara yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Psikanalitik görüşe göre fobiler çocuklukta 3-5 yaş arası yaşanan ödipal        dönemde yaşanan sorunların çözümlenememesi ile ilişkilidir. Bu dönemde        çocuğun cinsel organlarina yonelik korkular hissetmesi ( söz dinlemezse        sünnet edilme ile ilişkili olarak korkutulması ya da yaramazlık yaparsa        cinsel bölgesine yönelik zarar geleceği şeklinde) fobilerin gelişimine yol        açmaktadır. Gene bu dönemde egonun kişiyi korumak amacıyla ‘yer        değiştirme’ (displacement) olarak adlandırdığımız bir savunma mekanizması        ile kişinin hissettiği tehlikeli bir dürtüsünü, bu dürtü ile az ya da çok        benzerliği olan dışarıdaki bir objeye yansıtarak, çözmeye çalıştığı,fobi        oluşumuna yol açtığı düşünülmektedir. Bir diğer kurama göre ise kişinin        belli bir olay karşısında verdiği korku yanıtına kişinin koşullanması ya        da yakınlarından küçük yaşlarda bu tür korkuları öğrenmesi de korku        davranışının başlamasında etkili olabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vücudun biyolojik yapısındaki bir takım değişiklikler de bu durumlarda        etkili olabilmektedir. Özellikle hipofiz-hipotalamus ve böbreküstü bezleri        ile ilgili hormonlarda değişmeler saptanmıştır ve bu değişimler kişinin        korku etkeni ile karşılaşması sonrası verdiği tepkilerden sorumludur. Bu        tepkiler bir panik atağı oluşturacak denli büyük boyutlara varabilir.        Kişiler bu durumları kendi kendilerine tedavi yoluna gitmeye çalışarak        alkol ve madde bağımlılığı tabloları içine girebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En sık görülen fobiler arasında hayvan fobileri ( kedi, köpek, fare, kuş        gibi), yükseklik, şimşek, gök gürültüsü,karanlık ve kapalı alan, uçak,kan-        enjeksiyon, dişçi korkuları gelebilmektedir. Klastrofobi dediğimiz kapalı        yer korkusu özellikle kendini asansör, yollardaki tüneller, sıkışan        trafikte arabada kalmak, banyo ve duş kabinleri, havasız basık odalar ve        MR görüntüleme cihazlarında kendini hissettirmektedir. Agorafobi ( açık        alan korkusu)toplu bulunulan yerlerden korkma olup, pazarlar, alışveriş        merkezleri, kalabalık caddelerde , sinema ve tiyatrolarda, yabancı        mekanlarda kendini gösterebilmektedir. Agorafobi genellikle birikim yapan        stresli koşulların sonucunda oluşabilmektedir. Hayvan fobisi olanların        dörtte bir kadarı korkularının başlangıcı için kendileri için travmatik        bir olayı hatırlayabilmişlerdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumun % 5-10 kadarında rastlanmaktadır.Kadınlarda erkeklere göre 2 kat        daha sık görülmektedir.hayvan fobileri ortalama 7 yaşında, kan görme        korkusu 9 yaşta, dişçi fobisi ise 12 yaşta başlamaktadır. Klastrofobi ve        agorafobi 20 yaş civarı zirve yapmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu        kişilerin yaklaşık % 70’ inde ebeveynlerden birinde bu tür bir fobi olduğu        gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korkuların üstüne gidilmesi gerekir. Bu tıpkı karanlıkta bir kedinin        gölgesini, aslan olarak büyük bir şekilde görmek şeklindedir. Korkuların        belli bir düzen içinde üzerine gidilmeli, korkulan nesne ya da durumdan        uzak durma durumundan kaçınılmalıdır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavi edilmediği takdirde ömür boyu sürebilen korkuların tedavisi ilaç,        bilişsel-davranışçı tedaviler ve gerekirse hipnoz ile yapılabilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-2919774167651902901?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/2919774167651902901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=2919774167651902901' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2919774167651902901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/2919774167651902901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/korkularmz-ve-fobiler.html' title='Korkularımız ve Fobiler'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3131748617491294302</id><published>2008-06-29T04:06:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:06:57.886-07:00</updated><title type='text'>İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz  yönde etkilerinin engellenmesi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İş ve çevrenin aile hayatınıza  olumsuz  yönde etkilerinin engellenmesi:&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;İnsanların günlük hayatları   bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi  davranışı gibidir.  Her top belli bir sürede elde tutulmalı yada dokunmalı ve  birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla  tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplarda düşmektedir. Benzer şekilde eğer  kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri  bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde  sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü  eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz. Mutluluğunuz  başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri  diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize  yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da  uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları, çocuklarınızla  sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz.  İşte yaşanan sorunlar eve,  evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize,  eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok  zor düğümler atarsınız Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir  yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların  sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3131748617491294302?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3131748617491294302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3131748617491294302' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3131748617491294302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3131748617491294302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/i-ve-evrenin-aile-hayatnza-olumsuz-ynde.html' title='İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz  yönde etkilerinin engellenmesi'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7600437042930380555</id><published>2008-06-29T04:06:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:06:13.794-07:00</updated><title type='text'>Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar:</title><content type='html'>&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;Evlilikte sorunlara yol açan  cinsel sorunlar:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Kadınlarda vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken  boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir.  Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi edilebilir sorunlar  arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal  baskılar yüzünden evlilik yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır.  Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta  çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde  cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan  dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede karşı cins ile iletişimin  katı bir  şekilde sınırlandırılması ve korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu  nedenlerle genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini  yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile  sorunlu  cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler arkadaşlarının ya da bazı  akrabalarının telkini ile paralı uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk  deneyimlerde olumsuz yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans  kaygılarını arttırmaktadır.  Bireyler  cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa,  bunların tedavilerini   birlikteliklerinin erken aşamalarda yaptırmalı bugünkü  işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve  şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile  birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir  güzel sanatlar gösterisi  şekline dönüştürülmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7600437042930380555?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7600437042930380555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7600437042930380555' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7600437042930380555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7600437042930380555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/evlilikte-sorunlara-yol-aan-cinsel.html' title='Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3417010410940927196</id><published>2008-06-29T04:05:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:05:57.612-07:00</updated><title type='text'>Evlilik sorunları:</title><content type='html'>&lt;p style="margin-left: 12px;" align="justify"&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Evlilik  sorunları:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal  yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin yaşlara  gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her ne kadar “dışı sizi,  içi beni yakar” deseniz de yurt dışında yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş  grubunda evli erkeklerde, aynı yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan  erkeklere göre , 10 yıl içinde ölüm oranları  iki kat daha az bulunmuştur. Evli  erkekler  daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Evlilikte en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim  süresi ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan  ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişleri, ekonomik  sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede  kullandıkları yollar,  eğer çocukları varsa onların bakımı ve  yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, ve cinsel hayatlarındaki  yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt; Evliliklerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar,  çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı  dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma  (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam düzeni, ekonomik sorunlar ,  evlenen gençler ve ebeveynleri arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten  sonra gençlerin erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları  şeklinde),  emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim  sonrasında başlayabilmektedir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı  çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar  artmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3417010410940927196?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3417010410940927196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3417010410940927196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3417010410940927196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3417010410940927196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/evlilik-sorunlar.html' title='Evlilik sorunları:'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-3111909878909945649</id><published>2008-06-29T04:05:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:05:29.931-07:00</updated><title type='text'>Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikliği bozukluğu bozukluğu sadece çocuklarda değil, erişkinlerde        de görülen bir durumdur. Kişiler bu nedenle ne yazık ki işlerinde başarılı        olamamakta, uzun süre işlerini sürdürememektedirler. Bu durum kişilerin        aile yaşantılarında da sorunlara yol açabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocuklardaki sıklığı % 3-10 arasında olan durumun , erişkinlerdeki        yaygınlığı % 2 civarında saptanmıştır. Özellikle daha başka bir        psikiyatrik tanı alanlarda yüksek düzeyde bulunmuştur. Genç alkol        bağımlılarının 1/3 ünde bu rahatsızlığa ait geçmiş dönemde temelde        belirgin özelliklerin olduğu , 2/3 ünde ise bu rahatsızlığın var olduğu        gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aslında kolayca tedavi edilebilen bu durum ne yazık ki kişilerin ve yakın        çevrelerinin bu durumu bir rahatsızlık olarak algılamamaları nedeniyle ,        tedavisiz kalarak , kişinin gerekli işlevselliğe ve okul başarısına        ulaşamamalarına neden olmaktadır. Sonuç olarak birey kendinde varolan        yetenekleri kullanamayıp, erişebileceği sosyal, mesleki, akademik        düzeylerden daha düşük düzeylerde kalmasına sebep olmaktadır.Tedavi        edilmedildiği durumlarda rahatsızlık, hastada yıllarca kendini göstermekte        ve depresyon, kaygı bozuklukları gibi diğer psikiyatrik bozukluklara        yolaçabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalığın çocukluk çağlarından beri varolması gerekmektedir. Ayrıca başka        bir vücutsal ya da psikiyatrik hastalık nedeniyle bir dikkat eksikliği        olmamalıdır. 1993 yılında 200 hiperaktif çocuk üzerinde yapılan bir        çalışmaya göre , bunların 18 yaşında % 40 ının dikkat eksikliği        bozukluğunu sürdürdüğü, % 27 sinin ise hiperaktivite yanında antisosyal        kişilik bozukluğu geliştirdikleri saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdakilerden en az onbeş belirtinin bulundugu uzun süreli bir        bozukluktur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişi, amaçları karşılamayan, yeterince başarılı olmama duygusu içindedir.        Rahatsızlıkta en sık yardım aramasına neden olan belirtidir. “İşlerimi bir        türlü toparlayamıyorum“ şeklinde bir düşünce mevcuttur. Kişi bir        labirentin içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyor olabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların çoğu için önemli bir sorun bir okula devam dışında ya da        etrafinda kendisi için düzenlemeleri yapacak olan ebeveynleri olmadan,        günlük hayatının düzenleme, planlama gerektiren işlerinde sendelemektir.        “Ufak işler“birikip büyük sorunlar oluş turabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Devamlı olarak işleri sürüncemede bırakma yada bir işe başlamakta güçlük        çekilir.Bu durumdaki erişkinler, işin doğrusunu yapamayacakları ya da        sürekli erteleyecekleri durumunu yaşarlar ve bu da ancak görevle ilgili        kaygıyı arttırır.Ayni anda bir sürü projeler oluşturup bunları        tamamlamakta güçlük çekerler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir iş ertelenir, diğerine başlanır. Günün, haftanın ya da yılın sonunda,        çok sayıda projeye başlanmış, ancak çok azı tamamlanmıştır. Bu kişiler        işlerine geç kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zamanlamaya yada uygunluğa dikkat etmeden, akla geldiği gibi konuşmaya        eğilim vardır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yüksek uyarılma arayışı içindedirler. Bu kişiler heyecan arayışları sonucu        oluşan riskli davranışlarla rahatlayabilirler.Yeni, çekici, birşeyin        arayışı içindedir. Sıkıntıya dayanma gücü azalmıştır. Aslinda dikkat        eksikligi bozukluğu olanlar nadiren sıkılır.Sorun başladığında hemen işe        koyulur ve yeni birşey bulup, sanki kanal değiştirir. Işlerini genellikle        eşleri yapmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkatin kolay dağılması dikkati odaklamada güçlük, bir sayfanin yada        konuşmanın ortasında kayıp gitme, bazen de fazlasi ile odaklanabilme        kabiliyeti görülebilmektedir. Kayıp gitmek istemsiz olur, hasta bakmıyor        iken oluşur ve baktığınızda orada değildir. Trafik kazaları yapmaları sık        gözlenir ( özellikle araçlarının sağ tarafını çarparak). Sıradışı “fazlasi        ile odaklanma“ kabiliyeti de genellikle vardır ve bu hastalığın aslında        dikkat eksikliği değil ama dikkat tutarsızlığı olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle yaratıcı, sezgili ve oldukça zekidirler.Alışılmadık biçimde        yaratıcı bir zekaya sahiptirler. Düzenleme,planlama bozuklukları ve        bölünebilirliklerinin içinde, çarpıcı zeka pırıltıları gösterirler. Bu        özel zeka pırıltılarını yakalamak tedavinin amaçlarından biridir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bilinen yolları kullanmada “uygun“işlem sırasını takip etmekte güçlük        çekilir.Düşünülenin aksine, bu kendisinden büyüklerle olan bir sorundan        kaynaklanmaz. Daha çok, sıkıntı ve hayal kırıklığının sonucudur.İşleri        yapmanin alışılagelmiş yollarından sıkılma, yeni yaklaşımlardan heyecan        duyma ve işleri yapılması “beklendiği” gibi yapamamanın verdiği hayal        kırıklığı görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sabırsız; hayal kırıklığına tahammül edebilmede eksiklik ,bu durumdaki        erişkine geçmişteki başarısızlıkları hatırlatır. “Olamaz, işte bak gene        başlıyoruz“ diye düşünüp, kızar yada geri çekilir. Sabırsızlık, sürekli        uyarılma gereksiniminden doğar ve kişinin etrafındakilerce olgunlaşmamış        ya da doyumsuz şeklinde nitelenmelerine yol açabilir. Bu kişiler        çocukluklarında olduğu gibi erişkinlik dönemlerinde de , yaptıkları        hamlelerden çabuk sonuç alabildiklerinden bilgisayar oyunlarına        meraklıdırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aniden, sonunu düşünmeden para harcamak, plan değiştirmek vb gibi sözel        yada davranışsal eylemlerde bulunmaktadırlar. Iş ve eş değiştirme sık        gözlenmektedir. Travmaya maruz kalma riskleri yüksektir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Gereksiz ve sonsuz şekilde üzülmeye yatkınlık hali içindedirler.Üzülmeye yarayacak birşey bulmak için araştırma ve gerçek tehlikeleri önemsememe arasında gidip gelme durumu vardır.Üzüntü, odaklanacak başka bir iş bulunamadığı zaman dikkatin odaklandığı bir şeydir.                                                                                         &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/dikkateriskin.htm#top"&gt; &lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/arrow_up_red.gif" border="0" height="20" width="15" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Emniyetsizlik duygusu sıkça gözlenir.Bu durumdaki erişkinlerin        çoğu,olaylar ne kadar sabit olursa olsun, devamlı olarak kendilerini        güvensiz hissederler. Sanki dünyalar başlarına yıkılacakmış gibi        hissederler. Otonomi kazanmaları yaşıtlarına göre daha erken yaşlardadır,        ancak zekalarını işlevsel olarak daha az kullanabildiklerinden panik        bozukluğu, agorafobi ve seperasyon ( yakınlarından ayrı olduklarında kaygı        duyma) anksiyetesi ile başvurabilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin mizacı sürekli değişmektedir.Özellikle bir işin bitişinden ya da        bir projeden ayrıldığı zaman kişi aniden kötü bir ruh haline girer, sonra        sakin ve sonra yine gergin bir durum içine girebilir.Birkaç saat        içerisinde ve açıkça bir sebep olmadan, bu duygusal durum dalgalanmaları        manik-depresif hastalık ya da depresyonda olduğu kadar belirgin değildir.        Bu durumda olan erişkinler çocuklarda görülen şekle göre, daha fazla        değişken ruh haline bürünürler. Bunun en büyük sebebi yaşadıkları hayal        kırıklığı veya başarısızlık, biraz da bozukluğun biyolojisidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Erişkinde genellikle çocuklardaki tam oturmuş hiperaktivite görülmez. Onun        yerine gezinmek, masaya parmaklarla vurmak, bacak sallamak, otururken        pozisyon değiştirmek, masayı, ya da odayı terk etmek , bir iş yapmıyor ve        dinlenme halindeyken sinirli hissetmek gibi şeyler görülür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Herhangi bir şeye bağımlılık eğilimleri vardır. Alkol ya da kokain gibi        bir madde kullanımı, kumar oynamak, aşırı alışveriş yapmak, aşırı yemek        yada fazla çalışmak gibi aktiviteler olabilir. Gerginliklerini        boşaltabilmek için aşırı ölçüde spor yapabilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendine saygı konusunda sürekli olarak sorunlar yaşarlar.Bu durum yılların        hayal kırıklığının, başarısızlığının ya da yalnızca doğru yapamamanın        sonucudur. Önemli derecede başarılı olmuş bu durumdaki bir kişi bile        kendini bir şekilde başarısız, eksik hissedebilir. Bütün aksiliklere        rağmen, çoğu erişkinin çok çabuk iyileşmesi etkileyicidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hatalı bir kendine bakışları vardır.Bu kişilerin kendilerini gözlemleyip,        algılamalarında sorunlar önemli boyutlardadır.Etrafındakilerin üzerindeki        etkilerini doğru olarak ölçemezler. Kendilerini genellikle diğer        insanlardan daha az becerikli, onları da etkili ya da güçlü görürler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikliği bozukluğu , manik-depresif hastalık (iki uçlu bozukluk) ,        depresyon, madde kötüye kullanımı, diğer dürtü kontrol veya mizaç        bozukluklarına aile içinde ya da kan bağı olan akrabalarda sık rastlanır.        Dikkat eksikliği bozukluğu muhtemelen genetik olarak aktarıldığından ve        yukarıda sayılan durumlarla ilişkili olduğundan, böyle bir aile        hikayesinin bulunmasi gerekli olmasa da nadir degildir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Tedavi: Rahatsızlığa depresyon da sıklıkla eşlik edebilmektedir. Alkol dışındaki madde (esrar,eroin vb) kullanım oranları yaşıtlarından 5 kat daha fazladır. İntihar girişimleri görülebilmektedir. Psikoterapi ve beraberinde uygulanan ilaç tedavisi kişilerin çevreleri ile olan ilişkilerini daha olumlu yönde etkilemekte,iş ve okul başarılarını arttırmaktadır. Kişilerin kendilerine olan saygı ve güvençleri artmaktadır. Unutulmaması gereken şey, kişilerin rahatsızlık nedeniyle çok fazla olumsuz yönden etkilenmeden tedaviye başlamalarının, tedavi süresini belirlemede asal rol almasıdır. Tedavi ile hasta ve çevresi için yeni, mutlu ve dengeli bir hayat başlamaktadır.                                                                                                                                                                  &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/dikkateriskin.htm#top"&gt; &lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/arrow_up_red.gif" border="0" height="20" width="15" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ölçütleri ancak ayni zeka yaşındaki birçok insandan daha yoğunlukta        görülüyorsa var olarak kabul ediniz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      A) Aşağıdakilerden en az onbeş belirtinin bulundugu uzun süreli bir        bozukluktur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1) Kişide amaçları karşılamayan, yeterince başarılı olmama duygusunun        varlığı (gerçekten ne kadar başarmış olduğundan bağımsız olmalıdır)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu ölçüt bu durumdaki bir erişkinin en sık yardım aramasına neden olan        belirtidir. “ işlerimi bir türlü toparlayamıyorum“ şeklinde bir düşünce        mevcuttur. Kişi bir labirentin içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyor        olabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2) Organize olmakta güçlük&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların çoğu için önemli bir sorun bir okula devam dışında ya da        etrafinda kendisi için düzenlemeleri yapacak olan ebeveynleri olmadan,        günlük hayatının düzenleme, planlama gerektiren işlerinde sendelemektir.        “ufak işler“ birikip çok büyük sorunlar oluşturabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3) Devamlı olarak işleri sürüncemede bırakma yada bir işe başlamakta        güçlük çekilir.Bu durumdaki erişkinler, işin doğrusunu yapamayacakları ya        da sürekli erteleyecekleri durumunu yaşarlar ve bu da ancak görevle ilgili        kaygıyı arttırır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4) Ayni anda bir sürü projeler oluşturup bunları tamamlamakta güçlük        çekerler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir iş ertelenir, diğerine başlanır. Günün, haftanın ya da yılın sonunda,        çok sayıda projeye başlanmış, ancak çok azı tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5) Zamanlamaya yada uygunluğu gözetmeden, akla geldiği gibi konuşmaya        eğilim vardır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6) Yüksek uyarılma arayışı içindedirler.Yeni, çekici, birşeyin arayışı        içindedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7) Sıkıntıya dayanma gücü azalmıştır. Aslinda dikkat eksikligi bozukluğu        olanlar nadiren sıkılır.Sorun başladığında hemen işe koyulur ve yeni        birşey bulup, sanki kanal değiştirir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8) Dikkatin kolay dağılması dikkati odaklamada güçlük, bir sayfanin yada        konuşmanın ortasında kayıp gitmeye eğilim, bazende fazlasi ile        odaklanabilme kabiliyeti görülebilmektedir. Kayıp gitmek istemsiz olur,        hasta bakmıyor iken oluşur ve baktığınızda orada değildir. Sıradışı        “fazlasi ile odaklanma“ kabiliyeti de genellikle vardır ve bu hastalığın        aslında dikkat eksikliği değil ama dikkat tutarsızlığı olduğu        düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9) Genellikle yaratıcı, sezgili ve oldukça zekidirler.Alışılmadık biçimde        yaratıcı bir zekaya sahiptirler. Düzenleme,planlama bozuklukları ve        bölünebilirliklerinin içinde, çarpıcı zeka pırıltıları gösterirler. Bu        özel zeka pırıltılarını yakalamak tedavinin amaçlarından biridir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      10) Mevcut kanallari kullanmada “uygun“işlem sırasını takip etme de güçlük        çekilir.Düşünülenin aksine, bu otorite figürleri ile olan bir sorundan        kaynaklanmaz. Daha çok, sıkıntı ve hayal kırıklığının bir        göstergesidir.İşleri yapmanin alışılagelmiş yollarından sıkılma ve yeni        yaklaşımlardan heyecan duyma ve işleri yapılması “beklendiği” gibi        yapamamanın verdiği hayal kırıklığı varolmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      11) Sabırsız; hayal kırıklığına tammül edebilmede eksiklik bu durumdaki        erişkine geçmişteki başarısızlıkları hatırlatır. “olamaz, işte bak gene        başlıyoruz“ diye düşünüp, kızar yada geri çekilir. Sabırsızlık, sürekli        uyarılma gereksiniminden doğar ve kişinin etrafındakilerce olgunlaşmamış        ya da doyumsuz şeklinde nitelenmelerine yol açabilir.  &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      12) Aniden, sonunu düşünmeden para harcamak, plan değiştirmek vb gibi        sözel yada davranışsal eylemlerde bulunmak.Bu durum, erişkin        belirtilerinin daha tehlikeli, ya da bazen uyarıya bağlı olarak daha        avantajlı olan belirtilerinden biridir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      13) Gereksiz ve sonsuz şekilde üzülmeye yatkınlık hali.Üzülmeye yarayacak        birşey bulmak için araştırma ile gerçek tehlikeleri önemsememe arasında        gidip gelmeye egilim vardır.Üzüntü, odaklanacak başka bir iş bulunamadığı        zaman dikkatin odaklandığı bir şeydir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      14) Emniyetsizlik duygusunun varlığı.Bu durumdaki erişkinlerin çoğu hayat        durumları ne kadar sabit olursa olsun devamlı olarak kendilerini güvensiz        hissederler. Sanki dünyalar başlarına yıkılacakmış gibi hissederler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      15) Mizaç değişkenliği, özellikle bir işin bitişinden ya da bir projeden        ayrıldığı zaman kişi aniden kötü bir ruh haline girer, sonra iyi ve sonra        yine kötü ruhsal durum içine girebilir.Birkaç saat içerisinde ve açıkça        bir sebep olmadan, bu duygusal durum dalgalanmaları manik-depresif        hastalık ya da depresyonda olduğu kadar belirgin değildir. Bu durumda olan        erişkinler çocuklarda görülen şekle göre, daha fazla değişken ruh haline        bürünürler. Bunun en büyük sebebi yaşadıkları hayal kırıklığı veya        başarısızlık, biraz da bozukluğun biyolojisidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      16) Huzursuzluk .Erişkinde genellikle çocuklardaki tam oturmuş        hiperaktivite görülmez. Onun yerine gezinmek, masaya parmaklarla vurmak,        otururken pozisyon değiştirmek, masayı, ya da odayı terketmek, bir iş        yapmıyor ve dinlenme halindeyken sinirli hissetmek gibi şeyler görülür.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      17) Bağımlılık eğilimi. Alkol ya da kokain gibi bir madde kullanımı, kumar        oynamak, aşırı alışveriş yapmak, aşırı yemek yada fazla çalismak gibi        aktiviteler olabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      18) Kendine saygı konusunda uzun erimli sorunlar.Bu durum yılların hayal        kırıklığının, başarısızlığının ya da yalnızca doğru yapamamanin sonucudur.        Önemli derecede başarılı olmuş bu durumdaki bir kişi bile kendini bir        şekilde başarısız, eksik hissedebilir. Bütün aksiliklere rağmen, çoğu        erişkinin çok çabuk iyileşmesi etkileyicidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      19) Hatali bir kendine bakış.Bu kisilerin kendilerini gözlemleyip,        algılamalarında sorunlar vardır.Etraflarındakiler üzerindeki etkilerini        doğru olarak ölçemezler. Kendilerini genellikle diğer insanlardan daha az        becerikli,etkili ya da güçlü görürler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      20) Dikkat eksikliği bozukluğu , manik-depresif hastalık (iki uçlu        bozukluk) , depresyon, madde kötüye kullanımı, diger dürtü kontrol veya        mizaç bozukluklari için alie hikayesi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikligi bzk. Muhtemelen genetik olarak aktarildigindan ve        yukarida sayilan durumlarla ilintili oldugundan, böyle bir aile        hikayesinin bulunmasi gerekli olmasa da nadir degildir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      B)Dikkat eksikligi bzk için çocukluk hikayesi (önceden teshis edilmemis        olabillir,&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      ancak sorgulandiginda, semptom ve isaretler belirgindir)        &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;       C) Bu durum baska bir medikal yada psikiyatrik durumla açiklanamaz.        &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-3111909878909945649?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/3111909878909945649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=3111909878909945649' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3111909878909945649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/3111909878909945649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/yetikinlerde-dikkat-eksiklii.html' title='Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-7337287669248099089</id><published>2008-06-29T04:04:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:04:42.033-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Dikkat Eksikliği Tedavisi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çocuklarda Dikkat Eksikliği Tedavisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavide aile, okul ve hekim arasında sıkı işbirliği temel ögedir. Öğrenme        sorunları, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ve kurallara uyma güçlüğü aile        ve okulun birlikte,etkin yaklaşımlarıyla aşılabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Öncelikle aile DEHB hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Çocuğun        davranışlarını ya da derslerle ilgili zorluğunu yaramazlık ya da tembellik        olarak yorumlayan anne-babalar çocukla ilişkilerini bozacak derecede ceza        verebilirler. Oysa bu çocukların cezalardan pek anlamadıkları kısa süre        içinde görülecektir. Tedavide çocukla yeniden sağlıklı ilişki kurabilmenin        yolları aranır. Ailenin çocuğa yönelik tutumları araştırılarak yanlışlar        giderilmeye çalışılır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      DEHB’nun tedavisinde ilaçlar önemli yer tutarlar. Medikal tedaviden elde        edilen sonuçlar çocuğun yaşı, zeka düzeyi, ailenin tedaviye uyumu ve        sebatı gibi faktörlerden etkilenmektedir.Yeni ilac tedavileri (stimulan        grubu ilaçlar) güvenilir ilaç olmaları, çocuklarda bağımlılık yapmamaları        ve yan etkilerinin az olması nedeniyle tercih edilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda özel eğitim programlarının uygulanması        gerekebilir. Kalabalık sınıflarda dikkatlerinin dağılması nedeniyle        öğrenemeyen çocuklara bireysel eğitim desteği verilmelidir. Olumsuz        davranışların düzeltilmesi ve yerine olumlu davranışların konulması için        çeşitli destekleyici ve davranışçı tedavi teknikleri uygulanabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-7337287669248099089?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/7337287669248099089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=7337287669248099089' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7337287669248099089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/7337287669248099089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ocuklarda-dikkat-eksiklii-tedavisi.html' title='Çocuklarda Dikkat Eksikliği Tedavisi'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-8595013907566295671</id><published>2008-06-29T04:04:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:04:30.906-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Dikkat Eksikliği Nedenleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çocuklarda Dikkat Eksikliği Nedenleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat bozukluğu özellikle okul hayatının başlamasıyla belirginleşir. Okul        öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılıp, bıkar, oyuncakları ile kısa        bir süre oynadıktan sonra,sıkılıp onları parçalamaya başlayabilirler.        Kendilerine verilen, yaşlarına uygun yap-boz (puzzle) oyuncakları, aslına        uygun olarak düzenleyemezler. Uzun süre bir TV. filmi ya da çizgi filmi        izleyemezler. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye yönelik ilginin        azlığı da dikkati çeker.. Ödev yapmayı sevmez, ebeveynleri ve öğretmenin        zoruyla ödev yaparlar. Ödevleri yapmak çok zor gelir. Masanın başına        oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete gitme, su        içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Büyüklerini ders çalışırken        yanlarında isterler. Başladıklları bir işi bitirmekte zorlanır, bir işi        sonuçlandırmadan hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuştuğunuzda        sanki sizi dinlemiyormuş izlenimi verirler. Kendilerinden istenen birşeyi,        kendilerine birkaç defa söylenildikten sonra yapabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Çevresel uyarılarla hemen        dikkatleri dağılır. Ders dışı işlerle fazlaca ilgilenir, elinde kalem        çevirir, deftere, sıraya birşeyler yazıp, çizmeye kalkar ve başka bir        gereçle uğraşıp, dersi takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle        sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar sergileyebilirler.        (derste konuşma,sırayı sallama, arkadaşlarına laf atma, sınıfta ayağa        kalkıp su,yiyecek dağıtma ve garip sesler çıkarma gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Okuma ve yazma becerileri arkadaşlarından kötü, defter düzeni ve yazıları        bozuk olabilir. Okurken sıkça hatalar yapabilir ve cümlenin sonunda başka        sözcükler uydurabilirler. Sınıfta, sokakta sık eşya kaybederler.        Öğrenilenleri de çabuk unutabilirler. Kendilerine uygun bir çalışma düzeni        ve sistemi geliştiremezler. Okuma ve yazmayı pek sevmezler. Bu sadece ders        kitapları için değil diğer hikaye kitapları içinde geçerlidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sınavlarda dikkatsizce hatalar yaparlar. Sabırsızlıkları sebebiyle        soruları çabuk okuma,yarım yanlış okumalarına yol açar. Böylece iyi        bildikleri soruları bile yanlış yanıtlayabilirler. Test sınavlarında aklı        karıştıran, çeldirici şıklara kolaylıkla yönelirler. Özellikle ilkokul        yıllarında sınav kağıdını herkesten önce vermeye çalışırlar. Sonunda        bildiklerinden daha düşük notlar alırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu        çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma belirtileri        gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve özel öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar        ilkokulun 3.ve 4.sınıflarına kadar derslerde sorun yaşamayabilirler.        Çalışmadıkları ve dersi iyi izlemedikleri halde notları kötü olmayabilir.        Konuların ağırlaşmasıyla birlikte ders başarısızlıkları yaşanmaya        başlanır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak        istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;AŞIRI HAREKETLİLİK (HİPERAKTİVİTE) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      DEHB’da çocuğun hareketliği aşırıdır ve yaşıtlarıyla kıyaslandığında        belirgin farklılık vardır. Genellikle bu çocuklar bir motor tarafından        idare ediliyormuş gibi sürekli hareketlidirler. Bitmek tükenmek bilmeyen        bir enerjileri vardır.’Düz duvara tırmanmak’deyimini hakeden davranışlar        içindedirler , koltuk tepelerinde gezer, ev içinde koşuşturur ve uyarıları        anlamazlar. Sakin bir şeklide oynamayı ve oturmayı beceremezler. Kısa süre        otururlarsa bile elleri ve ayaklarını sürekli sallar, hareket ettirirler.        Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında        oturamaz, dolayısıyla derslerini uygun bir şekilde çalışamazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;İMPULSİVİTE (DÜRTÜSELLİK) &lt;/span&gt;       &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/dikkatneden.htm#top"&gt; &lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/arrow_up_red.gif" align="right" border="0" height="20" width="15" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sonunu düşünmeksizin harekete geçme anlamına gelen impulsivite, bu        çocukların uyumlarını bozan en ciddi belirti grubudur. Sabırsızlıkları,        sıralarını bekleyememeleri ve kuralları dinlememeleri tipik        özellikleridir. Kendisi ve çevresindekiler için zararlı olabilecek ani        hareketleri ve hiç birşeyde sınır tanımamaları davranış sorunlarının        öncüleri gibidir. Yaşıtlarıyla birlikteyken olaylara aşırı tepki vermeleri        , hareketleri ve konuşmalarıyla arkadaşlarını rahatsız etmeleri nedeniyle        çevrelerinde istenmeyen adam ilan edilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Hangi yaşlarda başlamakta, ne sıklıkta , ne şekilde        görülmektedir? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumda yaklaşık % 2,5 -8 oranında görülmektedir. Erkek çocuklarda 2-3        kat daha sık rastlanır. Erkek çocuklarda genellikle hiperaktivite ve        impulsivite belirtileri ön planda iken, kız çocuklarında daha çok dikkat        eksikliği belirgindir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle 4-5 yaşlarında belirtiler belirginleşir. Bazı durumlarda ise        bebeklikten itibaren huysuzlukları, az uyumaları ve az yemeleri ile dikkat        çekerler. Okul hayatı ile başlayan dikkat eksikliğine bağlı öğrenme        zorlukları ve arkadaşlarıyla olan sorunları aileyi tedirgin etmeye başlar.        Ergenlik döneminde ise okul başarısızlığı yanında, davranış sorunları ve        aileyle olan sorunlar gözlenir. Ergenlikte aşırı hareketlilik azalırken,        çabuk sıkılma ve dikkat kusuru belirginleşir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;DEHB ile birarada bulunabilen psikiyatrik        rahatsızlıklar nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      DEHB çocukların yaklaşık yarısında karşı gelme bozukluğu ve davranım        bozukluğu görülebilir. Yurtdışında yapılan çalışmalarda % 25 kadarında bir        kaygı bozuklugu , 1/3 kadar hastada da depresyon varlığı saptanmıştır.        Ayrıca, öğrenme güçlüğü % 20-25 oranında görülmektedir. Özel öğrenme        güçlüğü ile birlikte görüldüğünde ders başarısızlığı çok daha belirgin        hale gelir. Çocukta vaktinde ve uygun tedavi olanaklarinin sağlanamadığı        hallerde okul başarısızlığı nedeniyle, özgüvende azalma, işsizlik, bunu        takibederek te alkol- madde bağımlılıkları, depresyonlar, antisosyal        kişilik bozuklukları, intihar girişimleri gözlenebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Neden dolayı olusmaktadır? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin beyin glikoz metabolizmasındaki bozukluklar saptanmış, beyin        frontal loblarında glikoz kullanımında azalma gözlenmiştir. Beyinde        metabolizmanın azaldığı, beyin frontal kortikal böllgede bozulmalar        gözlenmiştir. Bu çocukların özgeçmişlerinde hamilelikte annenin ilaç almı        ve hamilelikte geçirilen infeksiyonlar, zor doğum, düşük doğum ağırlığı,        geçirilmiş sinir sistemi infeksiyonları dikkat çekmiştir. Rahatsızlığın        kalıtımsal yönüne bakıldığında çocukların 1.dereceden akrabalarında DEHB        oranı 4-5 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu kişilerin babalarında alkolizm        ve antisosyal kişilik bozukluğuna ; annelerinde ise somatizasyon        bozukluğuna daha sık rastlanmaktadır. Çatışmalı, düzensiz aile yapısında        yetişen ve ağır ihmal ve tacize maruz kalan çocuklarda da DEHB belirtileri        gözlenebilmektedir. Ailede alkolik, antisosyal erkek akraba ya da        somatizasyon bozukluğu olan kadın akrabanın varlığı, zeka geriliği ve        fiziksel doğumsal anomaliler riski arttırmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-8595013907566295671?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/8595013907566295671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=8595013907566295671' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8595013907566295671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/8595013907566295671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ocuklarda-dikkat-eksiklii-nedenleri.html' title='Çocuklarda Dikkat Eksikliği Nedenleri'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-750767876043907447</id><published>2008-06-29T04:03:00.000-07:00</published><updated>2008-06-29T04:04:06.438-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Dikkat Eksikliği</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Çocuklarda Dikkat Eksikliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu (DEHB)        için teshis ölçütleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki (1) veya (2) maddelerinden en az birinin karşılanması gerekir.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Aşağıdaki dikkatsizlikle ilgili maddelerden en az altısının , en az 6 ay        boyunca, çocuğun gelişim düzeyiyle uyumlu olmayarak ve çocuğun uyumunu        bozacak şekilde varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a- Genellikle ayrıntılara dikkat edemeyip, iş, okul ve diğer aktivitelerde        dikkatsizce hatalar yapmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b- Genellikle oyunlarda ya da verilen görevlerde dikkati sürdürmekte        zorlluk çekmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c- Kendisiyle karşılıklı olarak konuşulduğunda, dinliyor izlenimi        alınmaması .&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Genellikle kendisine öğretilip,gösterilmesine karşın, bunlları        uygulayamayıp, okul ödevleri, işyerindeki görevler ve ev işlerini        tamamlayamamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      e- Çoğunlukla yapacağı aktiviteler ve planları sıralayıp, düzene        koyamamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      f- Beyin gücü gerektiren görevlerden ( ders yapmak gibi) kaçınma,        hoşlanmama , ya da bunları yapmaya isteksiz olma.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      g- Çeşitli aktiviteler için gerekli oyuncak, ders araç ve gereçleri gibi        şeyleri sıkça kaybetmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      h- Konu dışı çevresel bir uyaran tarafından kolayca dikkatin dağılması.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      i- Günlük olağan aktivitelere karşı da unutkanlık hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-Aşağıdaki aşırı haraket ve dürtüsellik belirtilerinden en az altısının,        en az 6 ay boyunca , çocuğun gelişim düzeyiyle uyumlu olmayarak ve çocuğun        uyumunu bozacak şekilde varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Aşırı hareketlilik ile ilgili özellikler: &lt;/span&gt;      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a-Sürekli olarak el ya da ayaklarını hareket ettirmek, yerinde        oturamayıp,oturduğu yerde kıpırdanmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b-Oturmasının beklendiği ve gerekli olduğu ortamlarda (sınıfta ders        esnasında olduğu gibi) yerini terkedip dolaşmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c-Uygunsuz olmayan ortamlarda ( sınıf, kalabalık mekanlar gibi) koşmak,        bir yerlere tırmanmaya çalışmak gibi davranışlar sergilemek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Oyun oynarken ya da boş vakit aktivitelerinde sessiz bir şekilde        davranamama, gürültü çıkararak birşeylerle oyalanabilmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      e-Daima ‘sanki bir motor tarafından çalıştırılıyor’ şeklinde hareket        halinde bulunmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      f-Sıklıkla aşırı ölçüde konuşmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Dürtüsellikle ilgili özellikler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      g-Kendisine sorulmakta olan soru tam olarak tamamlanmadan, yanıtlamaya        çalışmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      h-kendisine herhangi bir şey için sıra gelmesini bekleyememek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      i-Çevresindekilerinin iznini almadan , aniden konuşma ya da oyunlarına        katılımak, müdahale etmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      B-Bu şekilde kişide sorunlara yol açan yakınmaların 7 yaş öncesinde        başlaması gerekmektdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      C-Sorunlara yolaçan yakınmaların en az 2 farklı alanda kendini göstermesi        gerkmektedir ( okulda, işte ya da evde gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      D-Toplumsal alan, okul hayatı ya da iş ortamında kişinin işlevselliğinde        belirgin bozulmanin varlığı.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      E- Rahatsızlığa ait yakınmalar başka bir psikiyatrik bozukluğa bağlı        olmamalıdır.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aşırı hareketlilik, dikkat        eksikliği ve impulsivite olarak sınıflandırılabilen üç temel belirti        kümesinden oluşur.      &lt;br /&gt;      &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/dikkat.htm#top"&gt; &lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/dikkat.htm#top"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;        &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-750767876043907447?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/750767876043907447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=750767876043907447' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/750767876043907447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/750767876043907447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/ocuklarda-dikkat-eksiklii.html' title='Çocuklarda Dikkat Eksikliği'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6858270217868114007</id><published>2008-06-29T04:02:00.003-07:00</published><updated>2008-06-29T04:03:05.308-07:00</updated><title type='text'>Depresyon Teşhis Tedavi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyon Teşhis Tedavi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hangi olaylar sonrası depresyon görülebilmektedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha çok ilk depresyonun ortaya çıkmasında çevresel streslerin önemi        vardır. Özellikle 11 yaş öncesi anne ya da baba kaybı olan kişilerde        sonraki yıllarda depresyon daha sık görülmektedir. Sonraki yıllarda        depresyon oluşturucu çevresel etkenler arasında en çok eş kaybı        gelmektedir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyon nasıl seyreden bir rahatsızlıktır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Depresif bir hastalık atağı yaşayan kişilerin en az %50 si bu atağı tekrar        yaşarlar.2 ve üstündeki sıklıklarda yaşandığında ,izleyen 3 yıl içinde        tekrar rahatsızlanma riski %70’lere çıkmaktadır. 1 yılın sonunda major        depresyon vakalarının % 40’ının iyileştiği, % 20 sinin çok hafif        yakınmaları olup, depresyonlarının şiddetinin azaldığı, %40 vakada ise        major depresyonun sürdüğü gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Major depresyonda kalıtımın rolü:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel nüfusla kıyaslandığında birinci derece yakınlarındaki risk 1.5-3 kat        daha yüksek bulunmuştur. Gene yetişkin birinci derece yakınlarda alkol        bağımlılığı riski yüksek bulunmuştur. Depresyonlu ailelerin çocuklarında,        dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna rastlanma riski de daha        yüksektir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavisiz geçmez mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Depresyon tedavi edilmediğinde ortalama 7-14 ay sürmektedir. Tekrar etmeme        halinin yaşam boyu şansı % 25 ten azdır. Tedavi ile rahatsızlık 2-4 ay        sürmektedir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi nasıl olmaktadır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavi ilaç tedavisi yanında dinamik psikoterapi (kişinin geçmiş yaşam        öyküsünün alınıp , şimdiki sorunların kökenleri ve amaçlarını,kişinin        zorluklar karşısındaki savunma mekanizmalarını ve depresif temel düşünce        biçimlerinin saptanıp,düzeltilmesine çalışılması) ile mümkündür. Bu        tedavinin haftada bir gün (50 dakikalık bir seans) şeklinde en az 10 seans        olmak üzere uygulanması gerekmektedir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Tedavi ne kadar sürdürülmelidir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Antidepresif tedavinin en az 6 ay sürdürülmesi uygundur. Erken        kesildiğinde (daha iyi hissedilmesi, ekonomik nedenler ,yan etkiler vs.        nedeniyle) en riskli dönemin ilk 4-8 hafta olduğu ama sonrasında da erken        kesim halinde riskin yüksek olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyon neden önemlidir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Major depresyon hastalarının % 15 kadarı intihar ederek hayatlarına son        vermektedir. Hastanede yatan diabet,kanser,kalp hastalıkları,felç gibi        rahatsızlıkları olan kişilerin % 25 inde major depresyon görülmektedir.        Depresyon kişilerin mesleki başarısını düşürmekte ve iş kayıplarına ;        cinsel bozukluklara yol açarak evlilik sorunlarına; kişinin durumun        etkisinden kurtulmak, kendini rahatlatmak için alkol ve uyuşturucu        maddelere yönelmesi sonucu trafik kazaları, kavga ve suça yönelme        görülebilmekte ,ruh sağlıkları bozuk çocuklar ve sonuçta ruh sağlığı bozuk        bir toplum olmamıza yol açmaktadır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6858270217868114007?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6858270217868114007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6858270217868114007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6858270217868114007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6858270217868114007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/depresyon-testi_29.html' title='Depresyon Teşhis Tedavi'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-4256433325135898305</id><published>2008-06-29T04:02:00.001-07:00</published><updated>2008-06-29T04:02:09.191-07:00</updated><title type='text'>Depresyon Testi</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.psikiyatrist.net/beyaz.gif" align="middle" border="0" height="1" width="1" /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"&gt; &lt;a href="http://www.psikiyatrist.net/testdepresyon.htm" class="link_kat" style="color: rgb(131, 131, 131);"&gt;&lt;b&gt;Depresyon                    Testi&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;                                                               &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyon Nedir? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen        çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki        belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var        olması durumuna "major depresyon" denir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Belirtiler &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir        duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).&lt;br /&gt;      2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı        ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve        alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler        umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel        isteksizlik ).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı (        bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da        azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik        halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da        sıkıntıdan yerinde duramama)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar        enerjik hissetmeme.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini        beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması        (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini        verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya        da kararsızlık hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyonu Anlamak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif        şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon        vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da        evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni        kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır.        Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha        az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon        riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve        alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz        kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ;        kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl        major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek        yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-4256433325135898305?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/4256433325135898305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=4256433325135898305' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4256433325135898305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/4256433325135898305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/depresyon-testi.html' title='Depresyon Testi'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7839431293301547358.post-6687448292953857039</id><published>2008-06-29T03:57:00.000-07:00</published><updated>2008-06-29T04:01:56.984-07:00</updated><title type='text'>Depresyon Nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Depresyon Nedir? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen        çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki        belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var        olması durumuna "major depresyon" denir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;Belirtiler &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir        duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).&lt;br /&gt;      2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı        ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve        alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler        umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel        isteksizlik ).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı (        bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da        azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik        halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da        sıkıntıdan yerinde duramama)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar        enerjik hissetmeme.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini        beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması        (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini        verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya        da kararsızlık hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7839431293301547358-6687448292953857039?l=psikiyatriuzmani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/feeds/6687448292953857039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7839431293301547358&amp;postID=6687448292953857039' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6687448292953857039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7839431293301547358/posts/default/6687448292953857039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://psikiyatriuzmani.blogspot.com/2008/06/depresyon-nedir.html' title='Depresyon Nedir?'/><author><name>AkdenizliAslan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16498966039739122416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
